Yol Aç

yaşam

Şimdiye kadar birçok alanda beğendiğim, takip ettiğim, izlemekten keyif aldığım insanları irdeliyorum günlerdir. Bir çeşit kendimi sorgulama olarak bakabilirsiniz. Beğenilerini sorgulamalı insan ara ara. Öyle bir şey ki bu gün geliyor aslında çok sevdiğinizi düşündüğünüz kişiyi, şarkıyı vs artık beğenmediğinizi fark ediyorsunuz. Yani ara ara bu listeyi kafadan geçirmekte fayda var.

3d04b04fd4d255a6789c995f08599b76

İşte bunları düşündüğüm bir zaman diliminde hayatım boyunca hayran kaldığım, alkışladığım, takdir ettiğim insanların sadece tek bir ortak özelliği olduğunu fark ettim. ‘Yol açmak’ Bu bahsettiğim şey tabii ki trafikte araba ile yol vermek değil. Kariyerlerinde, yaptıkları işlerde hatta duruşlarında hep bir arkadan geleni desteklemekten bahsediyorum. Yeniden korkmadan, yeni ile beslenerek hatta yeniler ile yeni kalarak devam etmişler hep. İsimler üzerinden konuşmuyorum çünkü dedim ya bunlar benim beğenilerim yani fazla kişisel kalabilir. Başarı gerçek bir canavar. Üstelik de yanlış şeyin altını çiziyor. Kendi içine bakmak yerine, hep daha fazlasını aratıyor.

1a888114fb404757e4e23e78861a95f0

Ego savaşları, koltuk sevdaları, tekil başarı tutkusu insanı zirvede yalnız bırakan bir duygu. Rekabet olmadan başarı olacağını düşünmek ise tam bir cahillik aslında. Ödülleri, alkışları, takdirleri toplamak için sizin gibi sizin işinizi yapan insanlar lazım. Siz arkadan geleni, yeni olanı destekledikçe ve gerçekten çalıştıkça o rekabet sizi daha çok besliyor. Başkalarına açtığınız yol sizi de ileri taşıyor. Özellikle başarının rakamsal dürtüsüne değil soyut getirilerini bakar ve bunlardan motive olmayı öğrenirseniz hayat boyu başarı garantiniz oluyor. Sizin işinizi yapan kötüler, iyiler, orta dereceler ya da çok iyiler olacak ki siz de varlığınızı sürdürün. Ben ne zaman yeniden kaçan, korkan, önünü kesen görsem aklıma sadece ‘korku’ gelir. Sahi siz yeniden korkar mısınız?

20 vs 30

yaşam

Yaş konusu her zaman karışık ve değişken bir konu aslında. Herkesin yaşadıklarına ve deneyimlediklerine göre değişen bu konuya biraz karşılaştırma ile bakalım istedim. Elbet cinsiyet etkeni bu konuda farklılaştırma getirse de aşağı yukarı ortak olan noktalarda yok değil. İnsanın en büyük değişimleri yaşadığı iki yaş grubu olan 20’ler ve 30’lar neleri değiştiriyormuş görelim.

7274a83772d2787c6878c0b5759e8c50

20’lerin başları egonun en yüksek olduğu dönem. Bir kere ‘ben’ duygusu daha ön planda.Her şey senin çevrende dönüyor ve senin için var. 30’ların başı ise ilk acı gerçekle tanışma yaşların. Ben merkezci tavır daha çok ‘neden ben’ çerçevesine dönüyor. Başka insanların olduğuna dair farkındalığın ortaya çıkıyor ve bununla beraber öze dönüş başlıyor.

20’ler öğrenme ile geçiyor. Bilgiye olan açlık daha fazla. 30’lar ise anlama yaşı. 20’lerde öğrendiklerini anlamak ile geçiyor ve bunun yanında yeni bilgiye olan ilgin azalıyor. Daha net daha kısa ve yormayan bilginin peşinden gidiyorsun.

bb3865ee2e32d1a2b5450c4a624cf248

20’ler eğlencenin en üst noktada olduğu ve sosyalliğin ne kadar çok dışarıda olduğunla ölçtüğün dönemler. Kiminle beraber olduğun  değil nerede olduğun daha önemli. 30’lara yaklaştıkça ve 30’ları yaşamaya başlayınca mekandan çok kişileri seçmeye başlıyorsun çünkü artık eğlenmek için acelen yok.

20’ler karar vermenin bir saniye sürdüğü dönem çünkü yarın telafi şansın var. Bir günde istifa edip bir günde okul bırakıp bir günde sevgilinden ayrılıp ya da bir günde sevgili bulabildiğin yaşlar. Biliyorsun ki yanlış yaparsan yarın telafi edebilirsin. 30’lar ise telafinin imkansız olmasa bile zorlaştığı yaşlar. Önce düşün sonra hareket et yaşı. Bilinç altı ve toplum bu yaş dilimine karar verme konusunda daha acımasız. Hata yaparsak ya da yanlış karar verirsek ‘son şansı’ kaçırmış olduğumuz hissi içimizde. Bunun yanında 20’lere göre aldığın kararlar daha yere basan ve hata ihtimali düşük.

cfb605e90d605c6a995894c8f92dc2af

20’ler ne yersen ye eritirsin yaşı. Vücudunu tanımaya ihtiyacın yok. Ufak bir iki dengeleme ile biliyorsun ki metabolizman senin yanında senin için çalışıyor. Kremler, bakım kürleri vs senin için zaman kaybı. 30’lar ise özellikle kadınlar için vücut farkındalık yaşı. 20’lerin hesabı 30’larda kesiliyor. Artık metabolizma taraf değiştiriyor ama değişim imkansız değil sadece ek askere ihtiyacın var. Bunun yanında gittiğiniz güzellik merkezinde yaşınızı söylediğinizde artık size kremler vs önerilmeye başlıyor. Sistem 30’ların cüzdanını zorluyor.

3f437c96b81095de7d9cb945bc8ebf72

20’lerin ortalama olarak yarısı hala öğrenci olarak geçtiği için genelde para kavramı biriktirmeye değil aileden alabildiğini eritmeye yönelik çalışıyor. Burada bilinçli kişileri bir kenara ayırıyorum tabii. Kariyer ise henüz ufku görünmeyen bir açık deniz misali önünde seriliyor. Kimisi bu yaşlarda sürat teknesine biniyor kimisi kayık çekiyor ama bir şekilde aynı efor harcanıyor. 30’lar geldiği anda ise işte tam bir ışık hüzmesi gözünüzü alıyor. Ben neredeyim, neden bu koltukta oturuyorum, bu insanlar kim soruları sizi zorluyor. Ve büyük bir kesim şu soruyu soruyor. Ben ‘gerçekten’ bunu mu istiyorum? 20’lerde kurduğun ünlemli cümleler 30’ların soru cümleleri oluyor.

a157493d44aa136f776dcdd631c57640

20’ler ilişkileri çok daha hızlı. Kriterler daha yüzeysel. Sadece sevgili anlamında değil arkadaşlıklar içinde bu geçerli. Sevgili olmak, ayrılmak, barışmak, arkadaş olmak, dostluk kavramı çok daha basit. Ne kadar daha çok kafa yorduğumuz düşünülse bile aslında esas 30’lara geldiğimizde anlıyoruz ki ilişkilere yeniden başlamak, hayata yeni birini almak daha zor. 30’lar sadeleşme getiriyor. Yalnızlığa değil ama az ve öz insana duyulan ihtiyaç artıyor. Zaten o yaşa kadar yanınızda kalabilen sevgili ve arkadaşlar o yaştan sonra sizinle devam ediyor. Bunun tek nedeni ise kendini tanımaya başlamak aslında. 30’lar kendinize dair tanımlamaların en net olduğu yaşlar.

73ef98a7301b2ba17bc9b34fd106d854

Aslında bu anlattığım çerçeveden bakınca bir önceki yaş dilimi sizi bir sonraki yaş dönemine hazırlayan bir süreç olarak geçiyor gidiyor. Ve bu şekilde işleyince ‘zaman hızlı geçiyor’ hissi insana yapışıyor. Zaman geçtikçe zamanı bükme isteği ortaya çıkıyor. Yaşlanmak; hoş değil ama ilginç bir hal alıyor içimizde. Ben 30’lardan 40’lara yürürken aslında sadece neden 20’lerde bu kadar koştuğumun cevabını arıyorum. Bu taraftan bakınca da felsefemiz ‘Hiç gecikmeden yaşamaya başla ve her bir günü, ayrı bir yaşam gibi gör’ olmalı diyor insan.

#minipost

mini post

IMG_1805.JPG

Sanat yanınıza kâr kalabilen her şeydir. Ve bu ülkede hiçbir şey yanımıza kâr kalmıyor. Sanattan beslenmek için onu çok iyi anlamamıza gerek yok.

Sadece bakmayı bilmek ve bizi bir yerlere götürmesine izin vermemiz gerekiyor. Ve maalesef bu ülkede “sanat” dediğinde hava attığın, burjuva takıldığın, kendini farklı gösterdiğin düşünülüyor.

Oysa sanat salt halk içindir. Her kesim her tip ve kültür için tektir. Sen onunla arana mesafeler koyup ötekileştirdikçe bu hayat zevksiz hale geliyor. Bugün “gelişmiş” diye özenerek baktığımız toplumların tabanı sanata dayanıyor. Hatta dinleri bile sanatı besliyor.

Yani övündüğün Gezi direnişine bile dönüp baktığında “sanat” göreceksin. Çare arayıp duruyoruz ya işte sana çözüm; burnunu siyasetten çıkar sanata göm. Belki ülke kurtulmaz ama sen kendini kurtarırsın. Belki sen kurtulursan toplum kurtulur.

#minipost

mini post

IMG_1593.JPG

İnsan aklı ve blokları onun harekete geçmesi önündeki tek tabu. Aklımız bize bu yolun “virajlı, zorlu, anlamsız” olduğunu söyler durur işte. Bildiklerimiz bizi yoldan çevirmeye çalışır.

Oysa ne düşündüğümüz, ne bildiğimiz ya da neye inandığımız nihayetinde önemsiz. Asıl önemi olan ne yaptığımız. İşte bu yüzden harekete geçtiğiniz her eylem sizin için “gerçek” ise gerisini boş verin.

Başkaları, öğrenilmişlikler ya da size engel olan her şeyin üstünde “harekete geçme” duygusuna sarılın. Bırakın bir kez zekanız geriden gelsin. #durumbildirimi #minipost

#minipost

mini post

IMG_1432.JPG

Her şeyi ama her şeyi öğretiyorlar insana ama “eğlenmeyi” öğretmiyorlar. Kendi kendine çabalayarak öğreniyor insan. Sonra hayata “eğlenerek” bakamıyor tabii. Hayat içinde geometrik şekilleri bile görüyor ama eğlenceyi göremiyor.

Bir kere geleceği değiştirmek mi istiyorsun? O zaman bugünün çocuklarının eğlencesine katılacaksın. Hayal dünyaları ile boyamalarına izin vereceksin seni, hayatı dünyayı! İşinde, evinde, sokakta eğlence yaratacaksın! Şimdi içinden “nasıl olacak o” diyorsun ya işte hep öğretilmediğinden. Önce “hayat zor” tabusunu yıkacaksın bak gör gerisi gelecek.

Elbet ağlayacaksın ama gün gelecek ağlarken gülmeyi öğreneceksin. Özgüveniniz varsa bolca eğlenebilirsiniz. Eğlendiğinizde ise muhteşem şeyler yapabilirsiniz ayrıca. Ne dersin benimle oynar mısın?