Yargı En Büyük Yalnızlık

yaşam

İnsanları yüzlerinden, oturuşlarından, seçimlerinden, yanındaki diğer insanlardan, sadece o gün orada diye tanıdığımızı zannediyoruz bazen. Tek bir hareket, tek bir seçim, belki yaptığı ilk yanlışa göre kocaman bir çarpı atıyoruz. Düşünsenize oturduğunuz kafeye gelen ve hayatınızda ilk defa gördüğünüz biri için saniyede yargılar yapabiliyoruz.
 Zaman, para, kariyer harcamamak için, emekler boşa gitmesin diye didinip, çalışırken insan harcama huyumuzu tedavi etme ihtiyacı hissetmiyoruz bile. Sanıyoruz ki hep olacak insanlar, biri gelecek biri gidecek. Sana gelecekten bir haber vereyim o zaman böyle giderse bu yolu sonu yalnızlık. Öyle seçilmiş, tercih edilmiş yalnızlık gelmesin aklına. 
En ufacık şeylerden üstünü çizdiğin sanatçılar yüzünden kitapsız, şarkısız, filmsiz kalabilirsin mesela. Ya da insanları “gereklilik” kriterine göre sıralarsan mutlak yalnızlığa koşar adım gidebilirsin. 
Herkesi sev mi diyorum? Hayır, ne mümkün. Herkese şans ver ve kendin için bile olsa yargılama. Yargı en büyük yalnızlık. #minipost #durumbildirimi 

Minipost 

minipost

  

Hayat genelde “yol” olarak tasvir edilir. Başı sonu olan, engelleri, taşları, düzlükleri, inişleri çıkışları olan bir yol. Yol anlatır da hiç bu yolu yürürken giyeceğin ayakkabıdan bahseden olmaz. Bir kere bu yola çıktın madem asla birine, bir şeye tutunmak zorunda olduğun ökçeleri giymeyeceksin. Hele dengesiz yapıyorsa seni aklından bile geçirmeyeceksin. Kesişse bile bu yol senin. Başkasının dengesine, gücüne güvenmeyeceksin. 
Buradan da “kimseye güvenme, destek alma” anlamını çıkarma. Tam tersi asıl sen yolun getirdiği her şeye hazırlıklı iken ayağında en rahat spor ayakkabıların varken takıldığın anlara odaklanacaksın. Hiç beklemediğin, ben bu yolu koşarım dediğinde ilk sendelemende kim tutar seni ona bakacaksın. Görünür değil görünmez desteklerin olacak. Ve aynı şekilde sen de zamanı gelince engel değil yol olacaksın. Yolun kendisi sensin. Sen ve seçimlerin. 
Önce kendi yarattığın engelleri yok et. Sonra zaten tüm düzlükler senin. #minipost #durumbildirimi

Denge Formülü 

yaşam

  
İnsan kendi hayatına yabancılaştığı zaman cümleleri ile belli ediyor kendini. Bunu ise iki türlü yapıyor. Ya çok fazla ben demeye başlıyor ya da çok fazla sen, o, onlar. 
Kendinden kaçısı ya “ben” ile saklıyor ya da başkalarının hayatlarını kendine maske yapıyor. Biliyor ki ne kadar çok başkası üzerinden konuşursa o kadar az “sen” diyen olur. Ya da o kadar çok “ben” diyor ki karşısındaki ona dair hiçbir şeyi merak edemez hale geliyor. 
Oysa denge en çok bu noktada değer kazanıyor. Kendini başkası ile gölgelemeden ama kimseye yabancılaşmadan yaşamaktan. Biz aynı hayatı farklı nefeslerle yaşıyoruz. Dinamiğimiz farklı. Ne bir başkasından beslenmek ayıp ne de bir başkasının senden beslenmesine içerlenmek doğru. Her şeyin temeli kendini kabullenmekten geçiyor ama bu kabulleniş körü körüne olmayacak. Olursa gelişimin, değişimin önü kapanıyor. Yani dostlar hayat karmaşık değil aslında. Karmaşık olan denge formülünü unutmak. O formülü yaydın mı hayatına gerisi geliyor.
 Aforizmalar kitabında COLETTE şöyle bir sözü var. Geçmişimi seviyorum. Bugünümü seviyorum. Sahip olduklarımdan utanmıyorum ve artık sahip olmadığım için üzülmüyorum. Ne dersiniz formul bu olabilir mi? #minipost #durumbildirimi 

Yeni Güne, Yeni Düne 

minipost

  
Bazı şeylerin ruhu bitmez. Bunu en çok yeniden başlamaktan yılmayanlar bilir. Yeni ruhu bitmez. Yenilenme yaşatır. Eski kök saldırır ama yeni dinç tutar. Zamandan bağımsızdır aslında yeni. Yeni sensindir. Sen ayağa kalkıp başladığın her gün yenidir, gündür, yıldır. Yılma. Yılmamak için çabala ama yılmayı bir kaybediş olarak görme. 

Her şeyi yeni kılmak bazen bir sözle, bir hareketle, bir yazı ile mümkün. Bugün bu yazı ile benden sana gelsin “yenilenme gücü” ama yarın benim ihtiyacım olduğunda sen de paylaşmayı ihmal etme. Yeni güne, yeni düne ve gelecek tüm yeni anlara… #minipost #durumbildirimi 

Minipost 

minipost

  
İnanmak ne güzeldir. Sadece inanmak. Hayata bağını gösterir. Yarına dair umudunu gösterir. Hele kendine dairse inancın cesaretini gösterir. İlk nefes ile gelen cesaretinin tüm hayatına yansıması için ise daha çok şeye inanmak gerekir. 

Ben dolunaya inanırım. O ihtişamın bir mesajı olmalı. Günlerce parça parça olsan, yarından çoğun karanlıkta bile kalsa bir gün yine tam olursun, bütün olursun der sanki. Ben doğanın mesajlarına inanırım. Tanrının, enerjinin, karmanın, evrenin bizimle sadece yazılı kitaplar ve kurallarla konuştuğuna inanmamı beklemeyin benden. 

Nice güzel mesaj saklı gökyüzünde, yer yüzünde, yer altında. Ben en çok dolunaya inanırım bir de içimi ısıtan, yüzümü kızartan güneşe. Der ki çok fazla aynı yöne, aynı yüzünle bakma bakıyorsan da kızarmasını bil.

 Bu gecenin kıssadan hissesi bu olsun. Gözümüz, kulağımız doğada olsun. Onun anlattığı şey masal değil hayat. #durumbildirimi #minipost #blog #instablog