#minipost

mini post

IMG_2870Hepimiz tek bir ağızdan bağırıyoruz ‘özgürlük istiyoruz’ Diyoruz ki ‘birileri bizim özgürlüğümüzü elimizden alıyor’ Peki emin miyiz? Bizim yaptığımız şey suçu başkasına atıp, vicdanımızı rahatlatmak olmasın? Öncelikle senin zihnin özgür mü? Yargıların, yargılamaların, deneyimlerin ile kaç kişiyi, olayı, şehri, konuyu kilit altına aldın? Seni özgür kılmaktan alıkoyan şey sence de sadece ‘siyasi’ seçimler mi? Bu kavram bu kadar yoz mu?

Değişime açık olduğun kadar özgürsün, karşı tarafa esneye bildiğin kadar özgürsün, dogmalardan, tabulardan arınabildiğin kadar özgürsün! Zihnini aç! Algını aç! Kilitlerini aç! Beynini özgür kıl ve ruhunu besle! Yoksa sadece yönetilebilen özgürlükler ile yetineceksin. Buda der ki; kendine ışık ol ve özgürlüğünü ihtimam ile ara.

cropped-db13.png

Ben Bir Kız Çocuğu Annesiyim

yaşam

Hepimiz sarsıldık. Hepimiz korktuk. Toplumun gerçeği bir genç kız üzerinden tekrar yüzümüze tüm çirkinliği ile çarpınca irkildik. Aile ile empati kurmak ruhumu sıkıştırıyor. Üzülmek, tepki göstermek içim birini tanımaya gerek yok. Güçlü bir empati her şeyi iliklerinize kadar hissetmeniz için yeterli oluyor.

IMG_1491-0

Ben Türkiye toplumunda yaşayan bir kadınım. Özgür doğan, büyüyebilen bir ortamda yetiştim. Benim büyüdüğüm şehirde kadın/erkek birdi. Cinsiyetlerden arınmış bir çevrem oldu. Bu benim şansım olarak görülebilir belki ama toplumun geneli bu zihniyette olmadığı zaman sürekli yaftalar ile yaşarsınız. Yetiştiğiniz çevreden 100 km uzaklaştığınızda gerçekler size tokat gibi çarpar. Üniversiteyi ikinci öğretim olarak küçük bir yerde okudum. İkinci öğretim olduğum için derslerim akşamüstü başlar gece biterdi. Kaldığımız yere ulaşmak için dolmuş kullanırdık. Sonuçta gençsiniz, öğrencisiniz eğlenmek istiyorsunuz. Eğlenirdik ama içimizde hep bir korku ile. Gece sizi evinize, yurdunuza bırakacak erkek arkadaşlarınız olmasını dileyerek. Issız küçük sokaklarda ensenizdeki ayak seslerini saymayı, dolmuşta yalnız kalmamak için bir durak önce inmeyi, eve bir şey söylediğimde yalnız değilim mesajı vermek için “ben bakarım” diye bağırmayı, geldim babacım köşeyi dönüyorum diye yalandan telefon konuşmaları yapmayı ben çok iyi bilirim. Ben bu ülkenin en özgür gözüken profiliyim belki ama içime işleyen korkuları en iyi ben bilirim.

Birkaç sevgilisi oldu diye, üniversite okudu diye, gece çıktı diye hatta özgürce cinsel hayatını yaşıyor diye yaftalanan kadınların ülkesinde korkular ile büyüyen ruhlarız biz. Cinsiyetimizin özgür yaşam hakkımızın önüne geçtiği bir toplumda yaşıyoruz.

IMG_1492

Ben bir kız çocuğu annesiyim. Kendim için var olan korkularımın binlerce katını kızım için duyuyorum. Sağlıklı olmasını her şeyin önünde tutuyorum tabii ama bunun dışında tabulardan, kalıplardan, baskılardan arınmış bir toplumda büyümesini istiyorum. Bizler binlerce lira ödeyip korunaklı sitelerde yaşatıyoruz belki çocuklarımızı. Binlerce lira ödeyip kolejlerde okutuyoruz iyi, özgür eğitim alsın diye ama yaşadığımız toplum değişmedikçe bunlar geçici koruma kalkanları gibi kalıyor. Belki birkaç darbeyi engelliyor ama bir şekilde eriyor. Ben kızıma sahip olduğu cinsiyetin onun şansı/şansızlığı olduğunu öğretmeyeceğim. Ben onu insan olarak yetiştireceğim. Ve ona her zaman değiştirme gücü olduğunu öğreteceğim. Sınırları kaldırmanın önce zihinde başladığını öğreteceğim. Her seçiminde ve her yanlışında sırtını sıvazlayacağım. Yanlışların doğruya giden yollar olduğunu göstereceğim. Ben bir anne olarak onun adına korkacağım ama onun kendisi için korkmasına izin vermeyeceğim. Her korku onun özgürlüğünü elinden alır.

IMG_1488

Ben kötü, sapkın zihniyetleri anca üstüne giderek azaltacağımızı düşünüyorum. Yok etmek demiyorum. Yok etmek mümkün değil ama engellemek mümkün. Adil bir hukuk sistemi ile her şey mümkün. Hukuktan korkacaksın ki toplumda yaşayasın. Ve eğer bugün gibi canlara ateş düşmeye devam ederse ve o ateşi düşürenler özgürce toplumda dolaşmaya devam ederse insanlar kendi hukuklarını yazacak. İşte o kaostan bizi hiç kimse çıkaramaz.

Ben bir çocuk annesiyim. Ruhunu kimsenin kirletmesine izin vermeyeceğim bir çocuk annesi…

Rumuz: Banksy

Tavsiyem Var

Daha önce şu yazımda Kuraldışı Sanat Graffiti | DURUMBİLDİRİMİ özgür sokak sanatı grafitti hakkında yazmıştım. Şimdi ise sizi bu kuraldışı sanatın en dikkat çeken imzası ile tanıştırmak istedim. Eminim içinizde onun adını duyanlar zaten var. Neredeyse bu sanatta bir marka halini aldı.

Banksy 10 yıldır İngiltere’de duvarlara, binalara imzasını atıyor. Onu farklı ve özel kılan aslında sadece resmettiği figürlerin, simgelerin başarısı değil. Bunun yanında verdiği mesajlar, duyarlı duruşu ve kimliğinin hala gizli olması. Sanatçı savaş karşıtı, çevreci, hayvan haklarını savunan ve tüketim çılgılığını eleştiren mesajlar veriyor. Banksy’nin tek isteğinin sadece ‘iyi’ resimler yapmak olduğu konuşuluyor. Ve kimliğini hiçbir zaman açıklamayacağı biliniyor. Aslında istediği mesajı verebilmek adına bu gizlilik şart.

 

Banksy sanatından sadece İngiltere’de değil aynı zamanda Filistin’de yaptığı siyasi içerikli çizimler ile de bahsettirdi. Aynı zamanda Türkiye’de de çok izleyicisi olan The Simpsons adlı çizgifilme ‘kapitalizm’ eleştirisi içeren bir giriş hazırlamış.

 

 

Sanatçıyı sosyal medyada takip etmeniz mümkün. Adına açılmış çok fazla gerçek olmayan hesap olduğu için kendisine ait hesapları paylaşıyorum. Bu kimliği gizli, mesajı açık adam ya da kadını bu sayede izliyor olabilmek de güzel. twitter banksy on Instagram

Bunlar ise benim en sevdiklerimden birkaçı

 

 

 

 

 

 

 

Sınırsızlık Hakkı

yaşa, yaşam

Sürekli ağzımızda bir cümle “bu ülkeden gitmek istiyorum” Bir yandan için burkuluyor ama bir yandan her saniye gündeme düşen bir haber seni gitmeye motive ediyor. Ezberden ‘gitmek istiyorum’ demek kolay ama cümlenin içine girip bir bakayım dedim ben gerçekten ‘neden’ gitmek istiyorum.

 

 
Sonuçta belirli standartlarda, ülkenin en yaşanabilir şehirlerinden birinde, çağdaş denilen bir çevrede mutlu mutlu yaşarken bana ortalama 600-700 km uzaklıktaki bir meclis binasının içindeki insanların bu duyguyu aşılaması çok garip değil mi? Bence bu açıdan etki alanları gerçekten büyük. Peki sadece bu insanlar mı bana git diyen? Hayır. Onlardan daha çok toplumun kendini devşirdiği hali beni daha çok korkutuyor. Öncelikle mutlu insanlar yok, şiddet artık altıncı duyu organı gibi bünyemize işledi, en çok güvendiğimiz vicdanımızı ara bulasın. Bitmedi. Sabrımız yok, dinlemeyi unuttuk, kendimizi ifade edemiyoruz zaten etsek bile duvardan geri dönüyor. Eskiden akla gelmez sadece tv’de realty showlarda gördüğümüz şeyler hemen kapı önümüzde yaşanıyor. İnsan gözümle bakınca hal böyle siz bir de kadın gözümle gördüklerimi dinleyin. Öncelikle resmi olarak eşitliğimiz bitmiştir beyler bayanlar. Kadınların erkeklerden bir adım geride durduğu ve pasif kılındığı anlayış içimize işledi. Şimdi buna itiraz edenlerin biraz kafalarını metropol kumundan kaldırıp bir de öyle bakmalarını rica edeceğim. Çok uzağa bakmayın ha açın gazetelerin 3. Sayfasını orada hor görülen, itilen, özgürlük istedi diye bilmem kaç yerinden bıçak yiyen, çalışamayan, zorla evlendirilen kadınlara bakın. Sonra çok uzağa değil solda duran 2. Sayfaya magazin sayfasına bakın. Kadının sadece gögüs, kalça ölçüsü ile haber olabildiği ya da biri ile sevişip sevişmediğini sorgulayan haberlere bakın. Hatta sonra yeni başbakan eşinin sayfa sayfa ‘jinekoloji ve kürtaja’ karşı olduğu haberlerini okuyun.

Örnekler bitmez hatta yorar. İşte bu gitmek lazım cümlesinin bir başka yönü ise nereye gitmek lazım elbet. Sonuçta kaçtığımız şeyler olmasa bile birçok ülkede benzer onlarca sistem sıkıntısı var. Kendimi hiçbir ülkede tüm hayatımı geçirebilecek şekilde hayal edemediğimden ben gerçekten ne istediğimi buldum. Ben ‘sınırsızlık’ istiyorum. Bundan binlerce yıl önce mağarasının önüne o ilk sınırı çeken ters dönsün. Bu dünyaya geliş şeklimizi ve dünyayı dışardan izlediğimde aslında sınır olanın insan olduğunu keşfettiğimde üzülüyorum ben. Ben sadece insan olarak doğduğuma inanmak istiyorum. Üstünde doğduğum kara parçasının beni bu kadar şekillendirmesi ve sınırlandırması beni üzüyor. Birileri bir yerleri görmek için benden vize ve para istediğinde ‘ben bu dünyaya doğdum arkadaş sen ne hakla karışırsın” demek istiyorum. Bir ülkeyi görebilmek için o ülkeyi bombalamayacağıma ya da başkanlarını falan öldürmeyeceğime ikna etmek zorunluluğu beni yıldırıyor.

Yani işin özü ben bu ülkeden gitmek istemiyorum ben önüme çekilen sınırlar kalksın istiyorum sadece. Bürokrasi benim dünya vatandaşı olmamın önünde koca bir kaya gibi durdukça ben nereye gitsem boş gibi geliyor işte. Sınırlardan arınmış dünyayı düşlemeye devam bakalım bürokrasi ne kadarını keşfetmeme izin verecek?

 

 

 

 

 

Kendine Işık Ol

yaşam

f99d4e1599896811c89e9464a0ff9520

Bugün hakkınızı savunmak için sizi sokağa çıkartan amaç ne olursa olsun ağızlarda hep aynı kelime var. ‘Özgürlük’ İş vereninden hakkını alamayan işçi, cinsel tercihini özgürce yaşayamayan bir lezbiyen, baş örtüsü nedeni ile okuyamadığını ileri süren bir kadın ya da yemekhane yemeklerini beğenmeyen öğrenci hepsi ama hepsi tek bir kelimeyi haykırıyor bir ağızdan. Peki bu kadar insan özgürlüğü bu kadar özlem ile haykırıyorsa bir ülkede nasıl hala özgür bir ülke olduğumuzu savunabiliyoruz? Ya da bizim özgürlükten anladığımız şey herkesin istediği her şeyi sınırsızca ve sorgulanmadan yaşama hakkı mı? Öncelikle şunu belirtmek isterim ki aslında biz kurallar ile belirlenmiş özgürlüklerin peşindeyiz. Yani bizim isyanımız özgürlüğün kendi başına yarattığı anlama karşı değil o hakkın sorunsuzca yaşanmasını sağlayacak kuralların eşitsizliğine. İkili davranışların, çıkar çatışmalarının olduğu yerde gerçek özgürlüğü yaşamayı beklemek tam bir hayalcilik değilde ne? Bir ülkenin gerçekten ‘özgür’ bir ülke olduğunu savunabilmesi için öncelikle kusursuz işleyen bir hukuk sistemine daha sonra eşit yürütülen bir güvenlik sistemine ihtiyaç var. Bugün istediğini giyen, yiyen, içen, gezebilen kesimde yer alıyorsanız belkide bu gerekliliğin farkına varmamış olabilirsiniz. Öncelikle eşitliğin sağlanmadığı bir toplumda sözlük anlamındaki gibi bir özgürlüğün yaşandığını söylemek doğru olmaz. Ben hak ve hukuk çerçevesinde başka birine zarar vermeyen her türlü özgürlüğün arkasında yer alıyorum fakat bu cümleyi söylerken bile öncesinde belirtmek zorunda kaldığım gereklilikler nedeni ile kendimi gerçekten özgür hissetmiyorum. Bunun ne şu an var olan hükümet ile ne de diğer siyasi duruşlarla alakası var. Bizim önce çözmemiz gereken şey mikro çevremizde bu zihniyeti yaratabilmek. Sorgulamaktan, ötelemekten, eleştirmekten ya da yargılamaktan yorulmayan insanların olduğu toplumda insanların kendi içlerinde geliştirdiği oto kontrolleri öyle gelişti ki bu gerekli gözüken kontrol sistemi insanların yaratıcılıklarının, farklı olma isteklerinin önüne geçti. Bir insana ya da bir olaya karşı yaptığınız yargılamanın başka bir insanın başka bir davranış modeline karşı set oluşturabileceği gerçeğini unutuyoruz zaman zaman.

Geçen günlerde muhalefet partisinin milletvekillerinden Şafak Pavey’in insanlığa karşı yaptığı konuşmayı saniye saniye bir kaç kez dinledim. Oturdum düşündüm. Ders almaya çalıştım. Konu orada kıyafet bile olsa konuyu değiştirerek başka bir çok başlığa uyarlanabilecek bu konuşmanın önemini hissettim. Orada özgürlüğe değil eşit dağıtılmayan özgürlüğe karşı olan duruşun aslında bu ülkenin tek sorunu olduğunu fark ettim. Eşit olmayan eğitim alma hakkı, eşit olmayan yaşam standartları, eşit olmasa bile çok uç noktalar olmaması gereken gelir sistemi gibi bir çok konuda aslında savaşımızın özgürlükle değil eşit olmamak ile olduğunu gördüm. Ve ben bugün bir anne olarak kızıma her şeyden önce adil ve eşit duruşu kazandırmam gerektiğine inandım. Hem kendi hakkı için savaşmayı hemde başkasına hakkını verirken adil olması gerektiğini öğretmek ilk işim olmalı bunu hissettim. Bizden iş geçti bari gelecek nesiller iyi olsun cümlesindeki vazgeçmişliği, yok saymayı sonuna kadar ret ediyorum. Bugün biz değişmezsek gelecekte bir şeyler olacağını umut etmenin kendini kandırmak olduğunu düşünüyorum.

İnsan için en büyük zorluklar, istediğini yapabildiği zaman başlar ve biz şu an hiçbir zorluk yaşamıyoruz. Buda felsefesinin dediği gibi ‘Kendine ışık ol ve özgürlüğünü ihtimamla ara’