Minipost 

minipost

  

Hayat genelde “yol” olarak tasvir edilir. Başı sonu olan, engelleri, taşları, düzlükleri, inişleri çıkışları olan bir yol. Yol anlatır da hiç bu yolu yürürken giyeceğin ayakkabıdan bahseden olmaz. Bir kere bu yola çıktın madem asla birine, bir şeye tutunmak zorunda olduğun ökçeleri giymeyeceksin. Hele dengesiz yapıyorsa seni aklından bile geçirmeyeceksin. Kesişse bile bu yol senin. Başkasının dengesine, gücüne güvenmeyeceksin. 
Buradan da “kimseye güvenme, destek alma” anlamını çıkarma. Tam tersi asıl sen yolun getirdiği her şeye hazırlıklı iken ayağında en rahat spor ayakkabıların varken takıldığın anlara odaklanacaksın. Hiç beklemediğin, ben bu yolu koşarım dediğinde ilk sendelemende kim tutar seni ona bakacaksın. Görünür değil görünmez desteklerin olacak. Ve aynı şekilde sen de zamanı gelince engel değil yol olacaksın. Yolun kendisi sensin. Sen ve seçimlerin. 
Önce kendi yarattığın engelleri yok et. Sonra zaten tüm düzlükler senin. #minipost #durumbildirimi

Çok Garip Zamanlar Yaşıyoruz

yaşam

2986d6627bce9c102c46744d1331112c

Çok garip zamanlar yaşıyoruz.Bir şeyleri tahlil etmek, hesaplamak çok zor. Her gün yeni bir sabun gündem ile bir şeylerden kopuyoruz. Siyaset ve politikanın bana her zaman uzak ve karanlık gelen dokusunun ruhlarımıza işlediğini düşünüyorum. İstemeden her gün bir doz alıyoruz. Her doz bizi biraz daha insanlıktan ve vicdandan uzaklaştırıyor sanki.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Bir şeylere inanmak bile güç bugünlerde. Dün inandığımız şeyler bugün gerçekliğini yitiriyor. Dünün gündemi yarına taşınmıyor. Bırakın bir günü saniyeler içinde tüketiyor ve en anormal şeyleri bile normal hale getiriyoruz.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Birileri dinimizi bile tekel altına aldı. Benim, senin inancın artık onların. O derece ki kural koyucu olarak dinimizi kullandıkları için biz sisteme karşı çıktıkça ‘dine’ karşı çıkıyormuş gibi bir hava çıkıyor ortaya. Sistemi, düzeni sorgularken aslında dini sorgular bir hal alıyoruz. Biz eskiden inancın kul ve yaratan arasında olduğunu sanırdık. Şimdi kul, siyaset ve yaratan arasında sanki. Birilerinin sen doğrusun ya da yanlışsın demesi ile yaşıyorum. Dinden uzak Allah’a yakın günler yaşıyorum. İnancım sorgulandıkça içim acıyor benim.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Cinsiyetimden utandığım, korktuğum zamanlar. Neredeyse yeni gelişen bir kız çocuğu gibi göğüslerimden utanır gibi cinsiyetimden yana sınavlar veriyorum. Zaten insan olarak öteki olduğum bir toplumda bir de kadın olarak ikici kez öteki oluyorum.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. O kadar garip ki ‘tarafsız’ olma özgürlüğünün olmadığı zamanlar bunlar. Sisteme karşı koyduğun her savın hükümete karşı konulduğunu sanan insanlar var. Oysa ben onlar, bizler demeden hep beraber içine ettiğimiz düzene kırgınım. Ben bu ülkenin son yıllarda yapımda yayında emeği geçen aydınına, halkına, sanatçısına, siyasetçisine kızgın ve kırgınım.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Grilerimizi kaybettik. Ne siyah ne beyaz olmayanlar olarak mavilere özeniyoruz. Renklerimizi kaybettiğimiz günler yaşıyoruz. Hangi renk hangi renk ile karışırsa ne olur onu bile unuttuğumuz günler bu günler.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Acaba başıma bir iş gelir mi diye düşünmeden bir cümle dahi kuramadığımız günler bugünler. Sonunda cümleyi kursan bile süreçte yaşadığın anlık ikilemin yaratıcılığını baltaladığı günler yaşıyoruz.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Biri nasılsın diye sorduğunda adetten ‘iyiyim’ diyemediğin günler bunlar… Adetten bile olsa iyiyim demenin hissi ne güzelmiş meğer…

cropped-db13.png