Instagram 2015 Oyunu Başladı

Tavsiyem Var

Instagram-logo-005

Sosyal medya her geçen gün yeni bir şeyler getiriyor önümüze. Artık paylaşımların sıradanlaşması mı diyelim yoksa işe biraz heyecan katmak mı bilinmez ama sosyal medyaya ait birçok mecrada küçük oyunlar oynuyoruz. İşte 2015 yılı için instagram kullanıcılarına yeni bir oyun haberim var. 52 haftalık bu maratona hazırsanız her hafta çekmeniz gereken fotoğraf konusu ve kullanacağız etiketi sizlerle paylaşıyorum.

İçimizde bu tarz oyunların sınırladığını falan düşünenler olabilir tabii ama bence biraz renk katmakta fayda var. Listede sadece kelimeler var, onların size ne hissettirdiği ve nasıl anlatacağınız ise sizin hayal gücünüze kalmış. İşte size ilham verecek 52 haftalık liste şöyle:

#52weeksofphotoinspiration

  1. Yeni yıl kararları (resolution)
  2. Soğuk (cold)
  3. Yemek yemek (eat)
  4. Zaman (time)
  5. Kendin (self)
  6. Pencere (window)
  7. Aşk (love)
  8. Aile (family)
  9. Hayatta bir gün (day in the life)
  10. Uykulu (sleepy)
  11. Şanslı (lucky)
  12. Bahar (spring)
  13. Vücut (body)
  14. Makro (macro)
  15. Duygu (emotion)
  16. İyi dilekler (blessing)
  17. Dünya (earth)
  18. Altında (under)
  19. Anne (mother)
  20. Yukarısı (up)
  21. Gülmek ya da surat (smile or face)
  22. Mavi (blue)
  23. Gölge (shadow)
  24. Baba (father)
  25. Yaz (summer)
  26. Vatanseverlik (patriotic)
  27. Renk (color)
  28. Su (water)
  29. Sallanmak ya da dönmek (swing or twirl)
  30. Silüet (silhouette)
  31. Heyecan (excitement)
  32. Müzikal (musical)
  33. Hayvan (animal)
  34. Hisler (senses)
  35. Gün batımı (sunset)
  36. Bilgelik (wisdom)
  37. Çok mutlu olmak, ayakları yerden kesilmek ( over the moon)
  38. Sonbahar (fall)
  39. Komşu (neighbor)
  40. Altın (golden)
  41. Tutku (passion)
  42. Çerçeveli (framed)
  43. Sade (low key)
  44. Ürkütücü (spooky)
  45. Hareket (motion)
  46. Hatırlamak (remember)
  47. Şükretmek (thankful)
  48. Toplanma, bir araya gelme (gathering)
  49. Boke efekti (bokeh)
  50. Sayılar (numbers)
  51. Kış (winter)
  52. Neşe, umut, huzur (joy, hope, peace)

#kahvegramgunleri

Tavsiyem Var, yaşam

starbucks-12

Kahve birçok insan için tutku halini aldı. Günümüze kahve kokusu ile başlayınca kendimizi daha dinç ve iyi hissediyoruz çoğu zaman. Bazıları buna bağımlılık dese bile ben sadece tutku diyebiliyorum. İşte bu tutkumu bir süre önce yoğun olarak kullandığım sosyal mecralardan biri olan Instagram’da diğer kahve tutkunları ile paylaşmaya başladım. Çok kısa bir sürede yüzlerce kahve sever @kahvegram hesabı altında #kahvegram etiketi ile paylaşımlarda bulunmaya başladı. Herkese tek tek ulaşmak zor olsa bile bu birlikteliği bazı organizasyonlarda bir araya gelerek renkli hale getirmek istedim. Ve bizi buluşturan ortak nokta kahvenin derinliklerine inmek için Starbuck’s firmasının kahve seminerleri en uygun yer olur diye düşündüm. İşte bu fikirle yola çıkıp 14 Kasım 2014 günü ilk etkinliğimizi #kahvegramgunleri çatısı altında yaptık.

starbucks-15 starbucks-17 starbucks-9

Bize semineri veren kişinin barista olması dışında coffee master olması ve işinde gerçekten uzman olması semineri daha keyifli hale getirdi. Tabii katılımcıların sıkı birer kahve sever olması soruların çeşitliliği açısından sohbeti daha farklı kıldı. Coffe Master Burak Savaş öncelikle bizlere kahve içmeden önce doğru yoğun tadı alabilmemiz için dilimizi nasıl temizleyeceğimizi anlattı. İster soda, su ile isterseniz çok az bir süt ile yaptığımız ağız temizliği kahvenin yoğun tadına bizi bir adım daha yaklaştırıyor.

starbucks-19

starbucks-7

Kahve duyular ile oynayan bir içecek. Tat duyusundan önce ise koku duyunuz ile sizi içine çekiyor. İşte kahvenin o gizli serüvenine bizi koku duyusu çıkartıyor. Kahve bardağınızın ağzını dört parmağınız ile kapatıp kokusunu içinize çektiğinizde içinde sakladığı o gizli kokuları almanız mümkün. Biz seminer boyunca bunu iki farklı kahvede yaptık ve iki deneyimde de herkes farklı şeylerin kokusunu aldı. Diğer aşama ise kahvenizi höpürdeterek içmek. Ağzınızın farklı noktalarına bu şekilde yayılan kahve tadı yoğun olarak bıraktığı yere göre çeşidi hakkında fikirler sunuyor. Örneğin kahve dilinizin göbeğinde yoğun olarak kalıyorsa bu kahvenin gövdesi dolgun, yoğun bir kahve olduğunu gösteriyor. Bunun yanında kahvenin ana vatanına yapılan yolculuk, hangi tatlılar ile hangi kahvenin tercih edileceği gibi birçok alt başlık ile devam edildi.

starbucks-11 starbucks-1-2 kopya

Bunun gibi birçok farklı bilgiyi ve hikayeyi içeren seminer gerçekten deneyimlenmesi gereken bir etkinlik. Ben şimdilik İzmir’de bu seminerlerin devamlılığını organize edeceğim ama İzmir dışında yaşayan kahve severler isterlerse kendi kahve gruplarını kurup kendilerine en yakın Starbuck’s şubesi ile iletişime geçebilirler. Henüz #kahvegram ile tanışmamış olan kişileri Instagram @kahvegram hesabına bekliyorum.

starbucks-21 starbucks-20

Bu etkinliğin fotoğrafları Dijital  Atölye tarafından çekildi. Instagram @dijitalatolye hesabından ulaşabilirsiniz.

starbucks-13 starbucks-1-4

starbucks-2

İnternetin Nefret Edicileri

yaşam

İnsan ilişkileri ya da insan ilişkilerinin doğasının karmaşıklığı zaten başlı başına bir kaos yaratırken bir de bu ilişkinin 'internet' üzerinden işlenen sanal şekli kaosu sürekli kılıyor.

Bu bahsettiğimiz ilişki şekli 'sanal' adı altında yürüyen bir çıkmaza girdi. İki insan arasındaki cam ekran sanki duyuları, duyguları filtreliyor ve önce vicdana dair sahip olduğumuz şeyleri öldürüyor. İlk başlarda tanımadığımız kişilere kolay ulaşabilmenin heyecanı bizi daha eğlenceli yerlere sürüklerken şimdi üstümüzdeki nefret etme potansiyeli yüzünden tam bir kabusa dönüştü. Belki hayran olduğunuz bir yazara, şarkıcıya, oyuncuya bir tık kadar yakın olabilmenin güzelliği 'iletişim adabı, kuralı' bilenler için güzel olsa bile eminim birçok ünlü ya da ünsüz isim için bu çekilmez bir hal almaya başladı. Birçok işin artık sosyal medyasız yürümediği bu dönemde insanlar hesaplarını kapatıp gitme ile bu durumlara göz yumma arasında gidip geliyorlar.

İletişimin sadece istediğini söyleme hakkından geçtiğini düşünen ve 'nefret ediciler' dediğim grubu anlamaya çalıştıkça aslında en iyi buluşun bile kötü ellerde nasıl bir silah haline geldiğini görüyorsun. İster ünlü ister ünsüz olun sadece negatifi konuşmak için o mecrayı kullanan insanlarla çevriliyiz. Hayatında var olan ya da olmayanın etkisi ile mi dersiniz yoksa bilginin iyi bir temele oturmamasının sonucu mu dersiniz bilmem ama 'nefret' söylemi artık iliklerimize işledi. Kişilerden, kurumlardan, yönetimlerden, kıyafetlerden, sistemden nefret etmenin dışında bu nefreti sınırsızca dile getirmekten çekinmeyen insan toplulukları oluştu.

Hatta garip olan şu ki bu 'nefret ediciler'de en çok görülen özellik ise sevmedikleri insanları takip etmeleri. Yok sayma, görmeme hakkını kullanmıyorlar tam tersi her fotoğrafa her yoruma ve paylaşıma kemiksiz dilden çıkmış yorumlar yazıyorlar.

 

Peki bunun çözümü ne? Elbette bu kişileri tek tek tedavi etmeniz mümkün değil. Bu nedenle kişisel olarak yok saymayı, görmemeyi tercih etmek sanırım en doğrusu. Çünkü bu duygu bir hastalık gibi yayılıyor. Onlar sizlere nefretini yaydıkça bu duygu sizi negatif anlamda besliyor ve gün geliyor benzer tepkiler veriyorsunuz. İnternetin ve onun devamında gelen sosyal medya kanallarının pozitif yönlerine odaklanmak ve 'haters'ların bölünerek yok olmasını dilemek kalıyor sanırım.

Ünlü bir dilbilimci ve aktivist Noam Chomsky'ın internet üzerine söylediği ön görüsüne katılmamak elde değil. Bir insanın yüzüne bakarak kurduğumuz ilişki ile, bir klavyenin tuşlarına vurup karşılığında çeşitli semboller alarak kurduğumuz ilişki birbirinden çok farklı. Sanırım doğrudan ve kişisel temas yerine bu soyut ve mesafeli ilişkiyi sürdürmek, insanlar üzerinde sevimsiz etkiler yaratacak. İnsanlıklarını azaltacak.

Ne dersiniz çoktan robotlaştık mı?

 

 

Dün Bugün Yarın

bi, Bir Dilim Sohbet

Blog dünyası gün geçtikçe nüfusu kalabalıklaşan, şekli değişen hatta kullanım amacı her gün şekil değiştiren bir hal aldı. Kimileri profesyonel olarak tam zamanlı yaparken bir kesim amatör ruh ile yazmaya devam ediyor. Sosyal medyanın kullanımının artması ile bir gelir kapısı haline gelmiş olması kimilerine çekici gelirken bu dünyada istikrar ile yazan kişi sayısı hala çok fazla değil. Türkiye'de hala tam yerini bulmadığını söyleyen de var çoktan modası geçtiğini söyleyen de. Blogger kime nedir ya da bu işte profesyonel olmak için neler gerekir diye konuşmaya devam ederken ben de bu işi hem profesyonel hem amatör yapanlara tek bir soru sordum. Sizce blogların dünü bugünü yarını nasıl? Tabii işleri yazı yazmak olan bloggerların tek posta sığacak bilgi vermesi beklenemezdi. Bugün ilk kısmı yayınlıyorum. İşte cevaplar.

http://www.hoopbikemer.com

Nihan Çumralıgil: Bence bloglar eskiden çok daha kişisel ve özgürken bugün markaların etkisi ile biraz daha özgürlüğünü yitirmiş durumda. Reklam alabilmek için coverage veren güzellik editörlerine çok yaklaştı blogların durumu. Diğer taraftan reklam alabilmek için “halk bunu istiyor” diyerek kkötü içeriklerini haklı çıkarmaya çalışan TV kanallarına da benzetebiliriz.

Mantar gibi çoğalan, 2 tane basın bültenini copy paste ederek markalara “lütfen bana ürün gönderin” diyen blogger-ımsı'lar yüzünden de bu güvenirlik ve kaliteli bloggerların etkinliği sorgulanır oldu.

Nihayetinde yarın kazanan muhtemelen sadece ilk çizgisinden sapmadan, her nabza göre şerbet vermektense kendisi sevdiği için belirli ve sınırlı bir niş kitleye yazmayı seçen, onlarla etkileşimini maksimize eden ve bu kişilerin gözünde güvenilir olanlar olacak. Hiç bir içerik herkes tarafından sevilemez. Herkese kendini sevdirmeye çalışan da özgünlüğünü yitirir. Bu yüzden gelecekte var olacak olanlar nişin kıymetini bilenler olacak.

http://www.slingomom.com/www.teknolojikanne.com

İrem Erdilek: Yaklaşık 5 senedir blog yazan bir anne olarak blogların gelişimini en başından itibaren gözlemleme fırsatım oldu diyebilirim. Bir blog yazarı olmadan çok önce okuyucusu olmuştum diyebilirim aslında. Yemek tarifi ararken keşfettim ilkleri. Zaten en popüler de yemek bloglarıydı. Hele anne, çocuk kategorisinde yazan o kadar azdı ki istediğim bilgiyi bulamıyordum. Blog okumaktaki en büyük amacım her zaman tecrübeleri okuyup öğrenmek olmuştur. Yoksa ansiklopedik bilgi her yerde var. Ben yazmaya başladım, bloglar her kategoride gittikçe daha çok okunmaya başladı. Herkesin belli bir okuyucu kitlesi oluşmaya başladı. Markaların dikkatini işte bu andan itibaren çekti bloglar. Böylece blogger’lık dikkat çekici olmaya başladı. Kendini yazıyla ifade edebilen, düzgün dilbilgisiyle özgün içerik paylaşan herkesin bir değeri var. İşte bu yüzden gittikçe daha da önem kazanacak bloglar.


http://www.dorikus.com/www.fikirdenk.com

Sena Baran: Bir eksper olmamakla beraber; önce bir blog okuyucusu, sonra yazarı, sonra da profesyonel anlamda blog ve marka işbirliği yapan biri olarak belki kendi başladığım günlerden de hareket ederek, dünü, bugünü ve yarını hakkında fikir yürütebilirim. Bundan ortalama 5 sene önce blogların marka işbirlikleri daha azdı, daha az profesyonellerdi galiba. Hep duyguları, deneyimleri, kişisel tecrübeleri okuyabildiğim blogları daha çok takip ederdim. O dönemlerde blogların okunma, yorum bırakılma ve takip başlıkları daha ön plandaydı. RSS gerçeği blog için önemli bir etkileyici bir kavramdı. Blogger paneli ( blogspot.com) bugüne oranla daha yaygındı. Takipçi kitlesinin artması için çekiliş, hediye uygulamaları da ağırlıklı olarak yazıların altına bırakılan yorumlardan yanaydı. Blogspotun kendi networku altında takip edenler bölümü , wordpress ve .com uzantılı panellere geçenler için ciddi bir negatiflikti örneğin.

Facebook'tan sonra hayatımıza giren Twitter, Instagram, Google+ ve Pinterest gibi sosyal ağlar blogların okunma, takip edilme, paylaşılma oranını belli oranda azalttı. Uzun uzun yazılan içerikler yerine 15 saniyelik paylaşımlar, tek fotoğraflık anlatımlar kullanılmaya başlandı. Hatta Twitter bir mikro blog ( 140 karakter ) Instagram ( instablog ) , Pinterest ( infografikblog ) gibi kullanılır oldu. İphone, ipad gibi akıllı teknolojilerin de yaygınlaşmasıyla mobil temalar öne çıktı. Bunlara adapte olabilen ve kendini güncel olarak yenileyen bloglar görsel tasarım, aplikasyon, sayfa görüntülenme hızı, sosyal ağlarda paylaşım gibi başlıklarla da tanıştı. Entegre kullanabilen, eş zamanlı paylaşımlarla okuyucu kitlesini ve trafiği kontrol edebilen avantajlı konuma geçti. Bloglar kadar bloggerlar da ana şemsiyenin altında konuşulan birer kavram haline geldi.

Eskiden bir banner reklam geliri bilirdik, sonra Google Adsense girdi hayatımıza. Reklam almak kadar sosyal ağlar üzerinden tanıtım için kendimiz de reklam vermeyi keşfettik. Bunların hepsini düşününce ortalama 5 senede, oldukça ciddi değişimler oldu gibime geliyor.

Yarını düşünürsek ; bazı blog kategorilerinin içerik üretmede her zaman sürdürülebilir bir avantajı olduğuna ve devam edeceğine inanıyorum. Seyahat, yemek, moda, kozmetik, teknoloji blogları içerik sıkıntısı çekmezler. Sağık, anne & çocuk , kişisel bloglar ise değişen yıllara ve içeriğin kısıtlanması gibi handikaplara tabi ise zorlanabilirler. Bizim ülkemizde blogların tam olarak nereye ve nasıl konumlandırılacağı henüz netleşmedi. Sosyal medyada sosyal paylaşım sitelerinin bir alt kategorisi gibi görüyorum ben ve çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bloglamak uzun bir süre daha devam eder diyorum, ancak konumlandırıldığı ve kullanıldığı biçimlere göre etki alanları azalabilir, artabilir. Her kategoride blogger networklerinin oluşması, bunların aktif ve etkin kullanılması farklı kitlelere ulaşmayı da sağlar, ancak bizde bu çapta bir birliğin oluşmasına sanırım henüz daha çok var.

http://www.banunundunyasi.com

Banu Özkan Tozluyurt: Blog yazmaya 2005 Ağustos ayında başladım. Çok da bilinçli yazmaya başladığım söylenemez. Yurtdışındaydım ve blog kelimesinin ne olduğunu anlatan arkadaşımdan, konunun en çok hayat hakkında yazılar yazmak, kişisel paylaşımlar yapmak kısmı beni ilgilendirmiş belki de ben bu bölümü seçmiştim bilemiyorum. O zaman sosyal medya bu kadar yaygın değildi ve çok da fazla blog takip etmiyordum açıkçası. Bu yüzden de kendimin blog konusunda ne kadar başarılı ya da ne ne kadar gelişmeye açık olduğunu ölçemiyordum. Bugün 2014 Agustos’unda yani 9 yıllık blogger olarak çok şeyi ölçebiliyorum. Hangi yazının ne kadar okunduğunu, hangi yazının ne kadar yorum aldığını, ne kadar tepki verildiğini gördüğüm gibi pek çok bloğu da inceleyerek kendimi değerlendiriyorum. Bloglar geçmişe göre kesinlikle çok çok ön planda. Geçmişte bana göre daha eğitimli, daha çok çalışan, iş insanları blog yazarken bugün öğrenciler, ev hanımları da yazıyor ki bence bu çok güzel bir gelişme. İnsan kendini yazarak çok daha güzel ifade edebiliyor kimi zaman. Bloglar sayesinde pek çok insanın kendine güveni geliyor, daha umutlu daha paylaşımcı oluyor bugün. Kadın mektuplarından oluşan üç tane kollektif kitap düzenlemiş biri olarak yazarlarımızın çoğunun kadın blogger olduğunun özellikle altını çizmek isterim ki, bunlardan bir kaçı kendi kitaplarını çıkardı ya da çıkarmak üzere.

Eskiden blogdan para kazanmak ne kadar mümkündü bilmiyorum çünkü hiç kazanmadım ama bugün bunu iş olarak yapan bek çok blogger var ki bence içlerinde çok başarılı olan arkadaşlarım var. Bununla beraber bloglarda çok da fazla bilgi kirliliği olduğunu düşünüyorum. Araştırmadan, veri sunmadan yanlış yönlendiren yazılar çok da olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Yalnız şuna yüzde yüz inanıyorum ki bloglar sayesinde Amerika’yı yeniden keşfetmeye de gerek kalmıyor.

Her alanda olduğu gibi blog yazma konusunda da zamanla elenmeler olacaktır. Sürekli yazı girememek, eskisi gibi yazmak istememek, özgün içerik yaratamamak, çok depresif yazmak, sürekli kendini ön plana çıkarmak gibi konular doğru ile yanlışı ayıracaktır. Fakat gelecekte blogların bugünden çok daha ileriye gideceğine, daha çok insan için yeni bir açılım ve iş kapısı olacağına inanıyorum. Yeter ki bloggerlar eleştiriye açık olsun, bloglarını intikam alma, kızım sana söylüyorum gelinim sen anla mantığıyla yazmasın.

 

 

Yeni Çağ Sıkıntısı

yaşam

Teknoloji ilerliyor hiçbir şey yerinde durmuyor derken bununla beraber her şeyimiz yenileniyor, değişiyor. Sadece günlük hayata ilişkin durumlar değil bunun yanında birçok yeni hastalık, duygu durum bozuklukları ortaya çıkıyor. Bunlardan en sık görüleni ve artık birçok psikolojik tanı literatürüne girmiş olan kavram ise Fomo.

İngilizce “Fear of Missing Out” cümlesinin kısaltması olan bu kavram “Gelişmeleri Kaçırma Korkusu” olarak tanımlanıyor. Aslında sadece yakınlarımızın nerede ne yapıyor olduğunu bilme isteği ile hayatımıza giren sosyal medya artık üstümüzde online olmadığımız her dakika bir şeyleri kaçırıyoruz hissi bırakıyor. Bugün ise artan sosyal medya ağları sayısı arttığı için maruz kaldığımız bilgi akışı çok hızlı. Bu akışa yetişemediğimiz noktada gösterdiğimiz bazı davranış modelleri ise bize Fomo'yu işaret ediyor. Hızlı bilgi akışına yetişemediğimiz için her şeyi inceleme fırsatımız olmuyor ve her konu ile ilgili yüzeysel bilgiler edinip buna bağlı davranışlar sergileniyor. Kişi kendini tamamen eksik, yetersİz hissediyor ve bu sosyal davranış modeline etki ediyor.

Her zaman diğerlerinin kendinden daha iyi vakit geçirdiğini, daha çok bildiğini düşünüyor. Sosyal ağları sürekli güncellemek, sosyal yaşantısına zarar verecek şekilde vakit geçirmek, kıskançlık, mutsuzluk, yüksek paranoya en sık rastlanan belirtileri. Eğlenceyi kaçırma, dışlanmışlık hissi, kendi bilgisine olan güvensizlik hissi görülüyor. Başkalarını hava atmakla, övünmekle, sahtecilikle suçlamak gibi davranış şekilleri var.

Çok denekli çalışmaların sonuçları ise korkutucu düzeyde. Sosyal medya kullanıcılarının yüzde 56'sı farkında bile olmadan bu risk ile karşı karşıya. Bir birey sosyal medya ile aşırı zihinsel bir uğraş içerisindeyse, aktif kullandığı anlardan duygudurum değişikliği yaşıyorsa, erişim sağlamadığı anlarda eksiklik hissi çoksa, en sevdiği uğraşı yaparken bile zihni bu mecraya kayıyorsa, bırakmak adına tüm girişimleri başarısız ise ve gerçek hayatındaki insanlar ile iletişim kopuklukları yaşıyor ise bunlar önlem alınması gerektiğini gösteriyor.

Belki belirtilerin hepsi bir arada olmayabilir ama sadece birkaç tanesi varsa bile bu önlem alınması gerektiğini gösteriyor. Uzmanlar ise en iyi korunma yöntemini kişinin kendi hayatına dönme yolları bulmasından geçtiğini söylüyor. Yani yüksek aile ve arkadaş iletişimi, hobiler, spor ya da kişinin keyif anlarını arttırması tek çare.

Hep birlikte iken bile yalnız olmaya başlamamız gerçekten gelecekte bizleri daha saldırgan daha tahamülsüz yapacak. Gerçek insanlara gerçek mekanlara paylaşmadan mutlu olmaya hızlı bir dönüş yapmak şart. Yoksa yakında beraber bir yalnızlık bile yaşamamız mümkün olmayacak.