Acı Bizim

yaşam

c3b81a4cb78348448bfdf49bff6579fa

Doğru kelimeleri yan yana getirmek ve onlardan anlamlı birer cümle oluşturmak gerçekten zor. Bir şeyleri eleştirme noktasında kalmak acının ve travmanın kendisine büyük hakaret gibi geliyor. Birileri ölüyor ve bizler bunu sadece birilerini eleştirme aracı olarak kullanıyoruz. Aslında bu garip değil. İnsan psikolojisine en uygun tavır bu belki. Hemen bir suçlu bul, onu eleştir, as, kes ve unut.

Artık sayıları takip edemiyorum. Toplu halde olan katliamları biliyorum belki ama ülkenin her köşesinde ‘tek’ olarak öldüğü için bahsi geçmeyen kayıplarımızı ekleyince ne kadar azaldık bilmiyorum. Bilmiyorum çünkü benim için bir de yüz de aynı etkiyi yaratıyor.

Zor zamanlar yaşıyoruz. Ne uğruna olduğunu bilmeden ölüyoruz. Nerede yanlış yaptık sorusunun tek bir cevabı yok. Onlarca yanlışın birikimi gibi hesabımız kesiliyor sanki. Kişisel olarak yaşadığım acıyı kimse ile yarıştırma niyetim yok. Acının yarışı yok. Acının gerçekliği o kadar soğuk ve keskin ki insanın önce egosunu sonra nefesini kesiyor. Benden çıkıp bize bir yol açılıyor. Biz olabilmek için masum insanların ölmesine gerek yok elbet. Bana göre insan canından ve yaşam hakkından öte başka bir değer de yok. Olmamalı. Cana verilen değer beraberinde o kadar çok iyiliği getiriyor ki aslında. İnsana verdiğin değer onların hayatlarına, yüzlerine, medeniyetlerine, vicdanlarına yansıyor.Biz de ise bu ara küçük bir gülümseme mum ile aranıyor.

Sosyal medya, basın gibi birçok kanalda son yaşadığımız Ankara katliamından sonra en çok rastladığım soru ‘ey dünya liderleri biz sizin yanınızda olduk, siz neredesiniz’ oldu. Bakın bunu sormak için bizim atmamız gereken adımların çokluğu zaten her şeyi anlatıyor. Biz yalnız bir ülkeyiz çünkü biz bir olmayı, insana değer vermeyi, benden çıkıp biz olma hallerini bilmiyoruz. Bunu sadece siyasi çerçevede değil günlük yaşamınızdan değerlendirin. Ne kadar insani bir toplumda yaşıyoruz ki ya da ne kadar ben demeden nefes alabiliyoruz ki? Hiç!

Acına önce sen sahip çıkacaksın. Bu bizim acımız diyebileceksin. Sen kendi içinde yasını tutup, acını yaşayıp, hislerini doğru şekilde aktaracaksın ki ondan sonra başkalarından sana sahip çıkmalarını bekleyeceksin. Üzgünüm ama biz acılarda bile ayrışan, parça parça olan, acıyı kanırtan bir milletiz. Ölen gencecik insanların arkasından ‘ya zaten teröristti onlar, paraleldi, vatan hainiydi, türk değildi diyerek acıyı sahiplenmeyi bırakın neredeyse ‘iyi ki oldu’ diyebilecek insanlarla aynı coğrafyada yaşıyoruz. İnsanları televizyonda izlediği kanal ile, paylaştığı yazı ile, söylediği söz ile bir kalemde silip atıyoruz. Biz en çok insan harcıyoruz.

Amacı ne olursa olsun neredeyse son bir yıldır toplum olarak içine girdiğimiz ve çıkmamız mümkün görünmeyen bu buhranı yok etmenin bir yolunu bulmak zorundayız. Bizim savaşımız başkaları ile değil bizim savaşımız kendimizle. Bir toplumun vicdanının yok oluşu  yaptığı seçimlerde, genç gülümsemelerin solmasında, söndürdüğü hayatlarda film şeridi gibi düşüyor önümüze. Ve bizler bir gün o filmin baş rolü olacağımızın farkında bile değiliz. Bu acı bizim! İliklerinize kadar yaşayın!

 

 

 

 

 

Kadının Soyadı Yok

yaşam

Çok keskin köşelerden kaçınarak yazmaya çalışacağım. Bildiğiniz gibi ülkemizde evlenen her kadın kocasının soy ağacına kayıt ettirilir ve o günden itibaren kadın kocasının soyadı ile yaşamaya başlar. Bu tespitten sonra biraz başa dönelim. Ortalama olarak 27-30 yaşına kadar ailenizin adı ile, kendi soyunuza ait bir isim ile büyüyorsunuz. Hatta eğitim hayatınız, ilk iş deneyiminiz vs hep bu soyadı ile oluyor. Evlendiğiniz tarihe kadar ilk imzanız, aldığınız kredi, gittiğiniz hastane kaydı, üye olduğunuz klüp ya da sosyal çevrenizde aynı soyisim ile var oluyorsunuz. 

  
Bir gün aşık oluyorsunuz, mantığınıza yatıyor ya da görücü usulu vs ile evleniyorsunuz. Sonra o güne kadar attığınız o imzalar, isim vs yetkisini kaybediyor. Soyunuzdan çıkıp başka bir soya geçiyorsunuz. Hayatınız boyunca gidip görmediğiniz bir şehir belki de sizin kütüğünüz oluyor. Bu kadının asimile olması değil midir? Kadının eş seçiminin onun imzasını değiştirmesi sizce de üstünden düşünülmesi gereken bir konu değil midir? 

  
Bu noktada şöyle konulara takılabiliriz; 

  • Aile birliği nasıl sağlanır? (Sizce aileyi bir arada tutan şey soyadı mıdır? Aynı soyadına sahip bu kadar birbirine yabancı insanlar varken) 
  • Çocuk yabancılaşır, hangi kütüğe geçeceği tartışılır, karışır (çocuk zaten kütük, soy meselesini sizden öğrenecektir. Bu biraz sizin bakış açınızı empoze etmektir. Çocuk farklı soyadı taşıyor diye onu doğuran anne babaya yabancı olur mu) 
  • Kadın yasal haklarından mahrum kalabilir. (Hayır kalmaz çünkü doğru zemine oturan her yasa iyi işler) 

Bu konu size feminist bir yaklaşım ile ele alınmış gelebilir oysa bu konu sadece insani yaklaşımla ele alınmıştır. Bir kadının günümüzde kendi soyadını da kullanma şansı vardır evet ama hak verirsiniz ki bu çokta kullanışlı, pratik bir durum değildir. Sistemdeki her şey kadını yok sayma, asimile etme ve kimliksizleştirme üzerine kurulu sanki. Henüz resmi nikahı bile yaptırmakta yaptırım gösteremeyen bu sistem kadını asimile etmekte sonsuz başarılı olmaktadır. 

  
Ben eşimin soyadını taşıyan bir kadınım. Bunu hiç dert etmeden, sevgi ile, sorgulamadan yaptım ve daha nikah defterine ilk imzamı yeni soyadımla attım. Bunun içten ve istek ile olması çok farklı bir yön ama kadının kimliğinde kütük değişimine kadar giden yenilenme kadının üstünde bir baskı yaratmakta. Evlilik sonrası sadece soyisim değişikliği için üç kimlik, banka bilgileri, tapu vs kaydı ne varsa değiştiriyorsunuz. Devlet evliliğiniz nedeni ile bir dosya dolusu evrak ile üstünüze çöküyor. Kadının zaten adı olmayan bu ülkede soyisimler bir bir değişiyor… 

Bir yazar der ki; Medeniyet bir koşul değil, harekettir. Liman değil yolculuktur. 

İşte bu yolculukta kadın sadece olmayan adı ile ortadadır. Gerisini beyi bilir… 

İnsan Haritası

yaşam

İnsanların üzerinde doğdukları coğrafyanın etkisi olanlara inanlardan biriyim. Farklı bir kültür, din ya da ülkeye ait bile olsanız doğduğunuz, büyüdüğünüz, yaşadığınız coğrafya hücrelerinize, dna kodunuza işliyor neredeyse. Farklılaşmaya çalışmak bazen nafile bir uğraş oluyor. Aslında farklılaşma çabası göstermeden,kabullenip, sindirip kişilik özelliğine yaşadığı coğrafyayı yediren insanlar çok daha gelişmiş oluyorlar.

550f1a213aa421d30b8a573967ca5249

Bu tespite göre bizim ülkemizin çok kültürlülüğü, farklı iklimsel yapısı ya da doğu batı sentezi duruşu bizim toplumumuzda yaşayanların aynı pozitif özelliklere sahip olacağı görüşünü getirebilir. Üzgünüm ama değil. Maalesef biz bu çoklu özellikler içinde kayboluyoruz. Ya çok batılı ya çok doğulu oluyoruz. Modernleşirken muhafazakar yapımız frene basıyor. Kültürel çeşitlilik bizi eksik kılıyor. Bunu nasıl beceriyoruz bilmiyorum ama biz bu toplumda ‘coğrafyamıza rağmen’ bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Oysa tam tersi olmalı. Bu zenginlik bizi beslemeli. Yönlendirmeli. Coğrafyamız üzerine kurduğumuz günümüz sistemler bizleri paçamızdan aşağıya çekiyor. Sallayıp kurtulabilen birkaç kişi şanslı gözüküyor.

64fb4f085112a997ece5ea7c8ea02294

Eğitim sisteminden politik sisteme uzanan sakatlıklar dünyamızda bizler küçük parçalara takılmaktan büyük parçalarımıza nasıl zarar verdiğimizi göremez hale geliyoruz. Peki, sorunu tespit ettik. Bu işin kolay kısmı. Bu zenginliği hayatımıza nasıl işleteceğiz? İşte orada durum aslında çok açık. ‘Algı’mızı başkalarının kurgusal sistemlerine emanet etmeyeceğiz. Her duyumsadığın gerçeği yüksek sorgulama ile gerçekliğinden bile şüphe edecek hale gelene kadar irdeleyeceğiz. Normların, kuralların, inançların bizlere yol arkadaşı olmasını ama yol olmamasını sağlamak zorundayız. Tek yol yalanını unutacağız. Her şey için farklı açıları göz önüne almak zorundayız. Biz toplum olarak önce düşünmeyi sonra konuşmayı öğrenmek zorundayız.

9378d7e3d2065676898015a52019049c

Biliyorum toplum geneline bakınca bu çözüm imkansız gibi geliyor ama bizim gibi iç içe yaşamların olduğu, kalabalık aile toplumlarında aslında değişim çok daha kolay. Bir kişinin etkileyebileceği onlarca kişiyi düşünürsen eğer zor değil. Bizler insan haritamızı oluşturmak zorundayız. Önce kendi haritamızı çizmeyi ve okumayı öğrenerek.

Estetik Kaygılı Çocuklar

yaşam

Geçen günlerde sosyal medya hesaplarım üzerinden bir fotoğraf eşliğinde mini post yayınladım. Bu yazı içeriğinde gördüğünüz fotoğraflar eşliğinde çocuklar üzerinde daha çok küçük yaşlarda başlayan estetik ve cinsiyet baskısı üzerine bir yazıydı. Açıkçası bu konuda söyleyeceklerim cümlelere sığmadığı için biraz daha uzun yazmaya karar verdim.

Çocuklarınıza estetik kaygılar yüklemeyin. Evet bu kadar net bir cümle aslında. Çocukların daha çok küçük yaşlarda, birey olma yolunda ilerledikleri süreçte yüklendikleri yüksek estetik kaygıları ergenliğini bile tamamlamadan estetik ameliyat hayalleri kurmalarına, sadece iyi görünüş ile motivasyon sağlamalarına ve arkadaş grupları içinde sadece güzellik/yakışıklılık kavramı ile var olmalarına neden oluyor. Kimliksiz, ruhu başka hiçbir şey ile beslenmemiş sadece güzel/yakışıklı olmanın yeterli görüldüğü bu korkunç algı ‘ulaşılması zor bir nesil’ yaratıyor.

moodrawwee__1_of_1fid_sma_by_harpyimages-d621rjs

Çocuklarımızı dış görünüşlerine göre yargılamak, eleştirmek ve bu bakış açısından ibaret bir yaklaşım sergilemek onları toplum içinde güvensiz bireyler olmalarına neden oluyor. Ben uzman değilim ya da psikoloji üzerine bir eğitimim yok. Bunlar bir birey, kadın, anne olarak benim görüşlerim. Lütfen sadece bu çerçevede okuyun. Daha 10-12 yaşlarında kızların sosyal ortam içinde konuşmalarına tanık oluyorum. Birbirlerini çocuk mayosu giymekle, çocuk gibi giyinmekle hatta çocuk oyunları oynamakla yargılıyorlar çünkü onlara göre onlar daha o yaşta artık birer ‘ergen’ Oysa çocuk mayosu giyen, çocukça davranan ya da yaşlarına göre oynayan arkadaşları normal olanlar değil mi?

Prenses/prens yüklemesi ile başlayan cinsiyetçi süreç kontrol edilemez bir hale dönüşebiliyor. Çocukların hiçbir fiziksel özelliğini çok övmeyin ya da eleştirmeyin. Ona sosyal çevresinde bu yaklaşımla gelen arkadaşlarının karşısında nasıl bir tavır sergilemesi gerektiğini öğretin. Bunun için sadece ona karşı nasıl konuştuğunuz önemli değil. Aynı zamanda kendi dilinizi değiştirmeniz gerekiyor. Yanında kimseyi şişman, zayıf, uzun, kısa, çirkin, güzel diye sıfatlandırmayın. Kim ne derse desin çocuklar bir süre bizlerin aynası oluyorlar. O kadar değişik yaklaşımlar görüyorum ki. Geçenlerde bir anne ve kızı merdivenleri çıktılar ve kız çocuğu ‘of yoruldum’ dedi. Annesi ona dönüp ‘dobiş seni o göbekle yorulursun tabi’ diye yanıt verdi. Oysa çocuk kilolu sayılabilecek bir çocuk bile değildi. Eğer çocuğunuzun beslenmesi ile ilgili bir sorun olduğunu düşünüyorsanız onu spora, dansa yönlendirin ama ona sıfatlar takarak öz güvensiz hale getirmeyin. Sporu ya da dansı daha güzel/yakışıklı olmak için değil ‘sağlıklı olmak’ için yapması gerektiğini öğretin.

11401070_1019070701460197_6251055326028084974_n

Amerika!da yayınlanan ve sadece estetik ameliyat üzerine olan programda doktor şöyle bir şey dedi; ‘Artık anneler babalar çocuklarının 14-15 yaşında ameliyat olmasına izin veriyor’ Korkunç değil mi gerçekten? Bugün tüp mide ameliyat yaşları 18 yaşa kadar düştü. Reklamlar, dergiler, yayınlar sadece ‘güzel ol’ mesajı ile dolu. Peki bu çocuklar vücutlarından fırsat bulup nasıl ruhlarına estetik yapacaklar. O estetik duygusunu ruha işlemedikten sonra canlı barbie/ken olmak dışında ne olacaklar?

Sağlıklı sosyal birey olmanın tek şansı öz güven ve yüksek estetik kaygılı olan hiç kimse bunu başaramaz. Algısını aynadaki yansımasından ruhuna geçiremez. Bugün fazla kiloları ya da toplum ‘çirkin’ diye tanımlanan yerleri yüzünden ameliyat masasına yatan, toplumun saçma güzellik kılıflarına girmek için ölümü bile göze alan insanlar var. Yapmayın! Estetik kaygılar bizlerden para kazanmak için yaratılmıştır. Farklarımız olmasa nasıl güzel oluruz ki?

Güzelliğin iyilik olduğu yanılgısının böylesine katıksız kabul olması ne şaşırtıcı. Leo Tolstoy

fotoğraflar: Harpy Images

Ben Bir Kız Çocuğu Annesiyim

yaşam

Hepimiz sarsıldık. Hepimiz korktuk. Toplumun gerçeği bir genç kız üzerinden tekrar yüzümüze tüm çirkinliği ile çarpınca irkildik. Aile ile empati kurmak ruhumu sıkıştırıyor. Üzülmek, tepki göstermek içim birini tanımaya gerek yok. Güçlü bir empati her şeyi iliklerinize kadar hissetmeniz için yeterli oluyor.

IMG_1491-0

Ben Türkiye toplumunda yaşayan bir kadınım. Özgür doğan, büyüyebilen bir ortamda yetiştim. Benim büyüdüğüm şehirde kadın/erkek birdi. Cinsiyetlerden arınmış bir çevrem oldu. Bu benim şansım olarak görülebilir belki ama toplumun geneli bu zihniyette olmadığı zaman sürekli yaftalar ile yaşarsınız. Yetiştiğiniz çevreden 100 km uzaklaştığınızda gerçekler size tokat gibi çarpar. Üniversiteyi ikinci öğretim olarak küçük bir yerde okudum. İkinci öğretim olduğum için derslerim akşamüstü başlar gece biterdi. Kaldığımız yere ulaşmak için dolmuş kullanırdık. Sonuçta gençsiniz, öğrencisiniz eğlenmek istiyorsunuz. Eğlenirdik ama içimizde hep bir korku ile. Gece sizi evinize, yurdunuza bırakacak erkek arkadaşlarınız olmasını dileyerek. Issız küçük sokaklarda ensenizdeki ayak seslerini saymayı, dolmuşta yalnız kalmamak için bir durak önce inmeyi, eve bir şey söylediğimde yalnız değilim mesajı vermek için “ben bakarım” diye bağırmayı, geldim babacım köşeyi dönüyorum diye yalandan telefon konuşmaları yapmayı ben çok iyi bilirim. Ben bu ülkenin en özgür gözüken profiliyim belki ama içime işleyen korkuları en iyi ben bilirim.

Birkaç sevgilisi oldu diye, üniversite okudu diye, gece çıktı diye hatta özgürce cinsel hayatını yaşıyor diye yaftalanan kadınların ülkesinde korkular ile büyüyen ruhlarız biz. Cinsiyetimizin özgür yaşam hakkımızın önüne geçtiği bir toplumda yaşıyoruz.

IMG_1492

Ben bir kız çocuğu annesiyim. Kendim için var olan korkularımın binlerce katını kızım için duyuyorum. Sağlıklı olmasını her şeyin önünde tutuyorum tabii ama bunun dışında tabulardan, kalıplardan, baskılardan arınmış bir toplumda büyümesini istiyorum. Bizler binlerce lira ödeyip korunaklı sitelerde yaşatıyoruz belki çocuklarımızı. Binlerce lira ödeyip kolejlerde okutuyoruz iyi, özgür eğitim alsın diye ama yaşadığımız toplum değişmedikçe bunlar geçici koruma kalkanları gibi kalıyor. Belki birkaç darbeyi engelliyor ama bir şekilde eriyor. Ben kızıma sahip olduğu cinsiyetin onun şansı/şansızlığı olduğunu öğretmeyeceğim. Ben onu insan olarak yetiştireceğim. Ve ona her zaman değiştirme gücü olduğunu öğreteceğim. Sınırları kaldırmanın önce zihinde başladığını öğreteceğim. Her seçiminde ve her yanlışında sırtını sıvazlayacağım. Yanlışların doğruya giden yollar olduğunu göstereceğim. Ben bir anne olarak onun adına korkacağım ama onun kendisi için korkmasına izin vermeyeceğim. Her korku onun özgürlüğünü elinden alır.

IMG_1488

Ben kötü, sapkın zihniyetleri anca üstüne giderek azaltacağımızı düşünüyorum. Yok etmek demiyorum. Yok etmek mümkün değil ama engellemek mümkün. Adil bir hukuk sistemi ile her şey mümkün. Hukuktan korkacaksın ki toplumda yaşayasın. Ve eğer bugün gibi canlara ateş düşmeye devam ederse ve o ateşi düşürenler özgürce toplumda dolaşmaya devam ederse insanlar kendi hukuklarını yazacak. İşte o kaostan bizi hiç kimse çıkaramaz.

Ben bir çocuk annesiyim. Ruhunu kimsenin kirletmesine izin vermeyeceğim bir çocuk annesi…