DurumBildirimi 5 Kitap Tavsiyesi

Tavsiyem Var

Yayıncılık sektörünün en hareketli olduğu mevsimler başladı. Yazın yaşanan tatil rehaveti yavaş yavaş üstlerden atılırken neredeyse tüm yazarların kitapları sıraya girmiş gibi arka arkaya raflarda yerini aldı. Bir yandan İstanbul kitap fuarına günler kalmışken yayın evleri ellerindeki tüm kozları oynuyor. Benim gibi okumayı gerçekten seven ve buna vakit ayıramadığına rahatsız hissedenlerden biriyseniz bu hız sizi rahatsız edebilir. Okuyacak kitap birikip okuyacak zaman daraldıkça gerçekten içten içe rahatsız oluyorum. İşte böyle bir an da sadece bir kitap seçme hakkınız varsa belki sizin için fikir olur diye yakın zamanda okuduğum 5 kitabı sizlerle paylaşmak istedim. Ayrıca içlerinden biri yakın zamanda yeni bir çekiliş ile sizin olabilir. Keyifli okumalar.

  • Bir Psikiyatristin Gizli Defteri : İnsan ruhu gerçekten çözümlemesi zor bir konu. İnsan beyni üzerinde çığır açan çalışmalar yapan bir psikiyatristin  defterine gizlice sızan bu kitap okuyucuya şaşırtıcı gerçekleri sunuyor. Birbiri ile bağımsız tuhaf karakterlerin hikayelerini okurken zaman zaman şaşırıyor bir yandan kendinizi sorgulamaya başlıyorsunuz. İnsanın o karmaşık ruh hallerine karşı biraz merakınız varsa size keyif vereceğine inanıyorum.

e918cb73-4056-4489-a3b5-bb342f18ba74

  • Çıplak Ve Yalnız : Malum yakın zaman önce blogda çekiliş var diyerek sizlere hediye ettiğim bu kitabın beni etkilemediğini söylemem garip olurdu. Gerçekten vaktiniz varsa başladığı gibi bitecek bir roman sizler için. Hamdi Koç’u bu kitaptan önce tanımıyordum açıkçası ama bu kitaptan sonra en sevdiğim yazarlar arasına girdi. Kurgusu, karakterlerin ortaya dökülen farklı tarzları ile sizi daha ilk sayfalarından içine alıp çekiyor. Ana karakterin duygu değişimleri o kadar net anlatılmış ki birden bire kendinizi onun yerine koyuyor gibi oluyorsunuz.

9c05f62c-b8ee-433b-b0d2-d83dc3fdccac

  • Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda : Yılmaz Özdil’in bu kitabı diğer kitapları gibi köşe yazılarının bir derlemesi değil. Açıkçası ilk başta ben öyle olduğunu düşünmüştüm ama elime aldığımda Türkiye’nin yakın tarihinde unutulan tüm olayları hatırlama fırsatı bulduğum bir kitap ile karşılaştım. Kitabın her başlığını okuduğumda ‘gerçekten böyle bir şeyde olmuştu’ diyerek hem nasıl bu kadar çabuk unuttuğumuza şaştım hemde ülke olarak neleri sindirdiğimizi görüp bir kez daha üzüldüm. Elinize alıp baştan sona okumasanız bile bir baş ucu kitabı olabilir. Bizim evde sürekli ortada duran bir kitap oldu. Her gelen eline alıp bir konuyu okuyor mutlaka. Ülke adına unuttuklarımızı hatırlamak için bir fırsat.

6dd6e142-72bc-449e-aa5a-caae38fbff49

 

  • Çıkmaz Sokağın Sırrı : Çiklit kavramını biliyor ve çik-lit romanlara karşı gerçekten ilgi duyuyorsanız zaten Marian Keyes ismini çok iyi biliyorsunuzdur. Benim için kafa dağıtmak, biraz eğlenmek için okuduğum yazarların başında geliyor. Aklınıza ‘kız romanı’ tanımlaması geliyorsa eğer okuduğunuz zaman olay kurgularını fark edip şaşırabilirsiniz. Artemis yayınları bu tarz romanlar için bir cevher. Bu kitabın kahramanı Helen Walshun bir özel dedektif ve aynı zamanda biraz sivri biraz depresif bir o kadar komik.  Zaman kaybı olmayan romanlardan biri.

79880e09-6895-4c5e-b5bd-63dcbe7d1333

 

  • Beyoğlunun En Güzel Abisi : Hani deniz ürünleri sevenler ‘denizden babam çıksa yerim’ derler ya ben ise ‘Ahmet Ümit ne yazsa okurum’ diyenlerdenim. Beyoğlu Rapsodisi ile tanıştığım bu yazarın bendeki yeri çok farklı. Hiçbir denemesinde, romanında, öyküsünde hayal kırıklığı yaşamadım. İstanbul’da İstiklal caddesinde yürürken bir ara sokakta karşılaşmıştım kendisi ile. Yanımda bir romanı vardı tesadüf bu ya. Tüm naifliği, kibarlığı ile vakit ayırmış sohbet etmişti bizimle. Ruhundaki o incelik romanlarına yansıyor kesinlikle. Bu son romanında yine tarlabaşının arka sokaklarında başlayan hikaye bizi dünü, bugünü, yarını düşündürtüyor. Bir zamanlar İstanbul’un en güzel yeri olan Beyoğlu’nun hazin hikayesine tanıklık ediyoruz.

0aeeb70c-4bc0-466a-a448-7d462e075625

 

Önce Zayıfla Afrodit !

diyet

Mitoloji sever misiniz ? Bir süre üstünde vakit harcadığım ve özellikle belirli karakterler üzerine okuduğum bir konuydu benim için. Peki hiç adını çok duyduğumuz mitolojik karakterlerin resmedildiği eserlere ya da yayınlara dikkat ettiniz mi? Mitolojik tarihten bugüne bütün doğurgan, anaç ya da güzelliği temsil eden mitolojik kadınlar hiç zayıf olmayan tam tersi hani etli butlu dediğimiz türden vücut şekilleri ile çizilmiş. Hatta bulunan bir çok tarihi bulguda o sadece mitolojik tarihte değil dünya tarihinde de bir çok doğurganlık simgesi olan kadın kilolu kadınlar. Peki tarihten bugüne geldiğimizde bugün kısırlığın, çocuk sahibi olamamanın en büyük etkeni olarak gösterilen ‘fazla kilo’ neden birden bire günah keçisi oldu. Elbet tıbbın gerçeklerine karşı bir tez oluşturacak değilim. Kilonun kısa ve uzun vadede kadına yaşattığı sıkıntıları en iyi bilenlerden biriyim. Benim üstüne konuştuğum konu tarihte kadının cezbeden, çekici, dişi yönlerinin o kadınsal kıvrımlar ile resmedilirken bugün geldiğimiz doğurgan ya da çekici kadın imajının nasıl bu kadar değiştiği yönünde.

3901

Her ne kadar ‘kadın dediğin etli butlu olur kardeşim’ diyenlerin sayısı çok olsa bile bugün televizyonlarda, görsel ya da basılı medyada kadın sadece ‘zayıf, 90-60-90 ölçülerinde olmalı’ mesajını görüyoruz. Oysa hem toplulumuzun bize getirdiği beslenme biçimi ve mutfak hem tarihten bugüne gelirken olan süreç bize kadını kıvrımları olan bir varlık olarak sunmakta. Bu konuyu doğurganlık çerçevesinde incelememiz gerekirse özellikle bir çok kadın doğumcu bugün nedensiz kısırlıklarda eğer kadın kilolu ise ‘önce kilo ver’ şeklinde yaklaşımlarda bulunuyor. Tıbben fazla kilonun bu konuya etkisi olduğu gerçeği olsa bile kadının sadece bu konuya takılı kalması ve bu konu üzerinde strese girmesi bence ona çok daha fazla veriyor. Eğer bir kadının rutin değerleri normal ise, kendini sağlıklı hissediyorsa ve var olan kilosu ona negatif yönde bir etki yapmıyorsa bence o kadının hamile kalmaması için hiçbir neden yok. Olsa sanırım hamile kalmayacak ilk insanlardan biri ben olurdum. Fazla kilolu hamile kalmanın elbet çıkardığı zorluklar var ama bu başlı başına bir engel değil. Ne yani güzelliği ile ünlü Afrodit ya da Roma’lıların doğurganlık tanrıçası Bona Dea bugün yaşasa doktorlar onlara önce zayıflayın mı diyecekti ? Hiç sanmam.

adonis

Bunun yanında estetik açıdan baktığınızda neredeyse erkek egemen tüm sektörler reklamlarını yaparken estetik kavramını bize kalıplaşmış bir kadın vücudu tanımı ile sunuyorlar. Kadının bir cinsel obje olarak bu kadar kalıplaştırılması ve fabrikadan çıkmış şekilde talep edildiğinin işlenmesi bir çok sektörü besliyor. Kozmetikten modaya bir çok sektör bu pazarlama şeklinden memnun. Oysa bugün bir çok güzellik merkezine adını veren tanrıçaların hepsi dolgun vücut hatları ile isim yapmış simgeler.

aphrodite-ares-cupid

Siz kendinizi nasıl kadın hissediyorsanız sizin estetik kalıbınız o olmalıdır ve doğrudur. Fabrikada üretilmiş robotlar gibi olmanın ya da tek bir elden çıkmış kuklalar gibi dolaşmanın alemi yok. Önceliğiniz sağlığınız olsun. Kendinizi sağlıklı hissettiğiniz vücut şekli ne ise sizin doğrunuz o. Mutluluğunuz önceliğiniz olsun.  Hem Afrodit’in bir bildiği olmalı değil mi ?

havva1

Yaşıyor musun?

yaşam

Kendiniz için mi yaşıyorsunuz? Yani gün içinde yaptığınız her şeyi sadece kendiniz için mi yaşıyorsunuz? Bu mümkün değil. Hayat içinde edindiğimiz roller öyle bir biri ile çakışıyor ya da kesişiyor ki zaman geliyor sadece ‘ben’ olma ya da ‘kendin’ için yaşama anları azalıyor. Bu bekar olmanızla, evli olmanızla, anne olup olmamanız ile ilgili değil. hayatta size rol yükleyen kavramlar çok az bile olsa insan gün geliyor önce kendinden vazgeçiyor. İşiniz için erken uyanıyor, canınız kahvaltı etmek istemese bile ailenizdeki birileri için kahvaltı hazırlıyor, çocuğunuz için kendinize dair bir şeyleri erteliyor ya da sevgiliniz için o gün hiç sevmediğiniz bir yemeği hazırlıyorsunuz. Şimdi buradan ben size ‘bencil olun’ ya da sadece ‘kendiniz’ için yaşayın falan demiyorum. Hatta bu saydığım şeyleri zevkle yaptığınıza, size yük gelmediğine ve çocuğunuz için olan her şeyin fedakarlık değil gerçekten içinizden gelen şeyler olduğunu çok iyi biliyorum. Biliyorum çünkü bu benim içinde böyle. Peki, bir insan zaman zaman sadece kendi olmayı ve sadece kendi istediği için bir şeyler yapmayı başaramazsa bu bahsettiğimiz rollerinde ne kadar başarılı olabilir? Olamaz. Siz kendi ruhunuzu, bedeninizi, hayatınızı sadece kendiniz için beslemez ve geliştirmezseniz ne üstlendiğiniz annelik ne iş hayatındaki rolünüz ne de sevgiliniz ile olan ikili yaşamınız içinde ‘gerçek siz’ olamazsınız.

764f8747927a16d61b081751f9999062

Sevdiklerinizle kurduğunuz yaşantınız ya da çok severek çalıştığınız işiniz sadece siz kendinizi mutlu etmeyi becerirseniz sürekliliğini sürdürür. Yoksa gün gelir bugün içinizden geldiği için yaptığınızı sandığınız her şey size önce görev gibi gelmeye sonra işkence olmaya başlayacaktır. En basit örneği kendine vakit ayıramayan bir annenin ya da kendi için bir şeyler yapamayan bir annenin diyelim uzun vadede çocuğu ile mutlu iletişim kurmasının çok kolay olmadığını düşünüyorum. Ya da sürdürdüğünüz mesleğiniz hayatınızın yarısından fazlasını kaplamaya başladıysa ve siz sadece işkolik olduğunuz perdesi arkasına sığınıyorsanız eğer gün gelecek ve o iş size zevk vermeyecektir. Sadece cumalara kaç gün kaldığını saydığınız bir kısır döngü içinde bulacaksınız kendinizi.

036998f8f0d52121b473765e149d5d4a

Peki insan sadece kendi için ne yapabilir? İşte bu sorunun cevabı tamamen sizde. Belki öğlen tatilinde kendinize otuz dakika ayırıp sahilde yapabildiğiniz bir yürüyüş belki kitabınız kahveniz ile sadece size ait olan bir zaman dilimi, kadınsanız sadece kendinizi iyi hissetmek için çektirdiğiniz bir fön, cep telefonunuzu kapatıp hiçbir şey düşünmeden sadece anı yaşadığınız bir banyo ya da fırsat yaratanlar için edinebileceği bir hobi. Çeşitlendirilebilir cevabı olan bir soru ama mutlaka yapmanız gereken bir gerçek. Bazen koca bir ay sadece kızımla burun buruna, iç içe günler yaşıyoruz mesela. Onun ile ilgili olan hayat öyle sistemli bir döngü ki içine girdiğinizde bırakın kendinizi onun dışında başka hiçbir şey düşünemeyecek hale geliyorsunuz. Sonra öyle bir an geliyor ki kendimi sekiz saat uyumuş olmama rağmen yorgun, hasta ve enerjisi çekilmiş hissediyorum. Dönüp nedenlerini sorguladığımda kendime dair, bana ait hiçbir zaman geçirmediğimi ya da kendim için hiçbir şey yapmadığımı fark ediyorum. O anda içimde ‘bu bencillik mi acaba’ sorusu ile git gel yaşasam bile biliyorum ki değil. Hemen ya ailem ya da eşim ile sadece kendime vakit ayıracağım bir planlama yapıyorum. Bazen bir kaç saat bazen bir gece boyunca ‘anne’ rolümü bırakıyor (düşünsel olarak bırakmak imkansız olsa bile) ve sadece kendim için plan yapıyorum. Bu bazen sadece duş, kahve, yazmak, okumak üzerine oluyor bazen spor, kuaför vb günlük gözüken planlar oluyor. Bunlar çok basit gözükse bile o gün geçtikten sonra tekrar kızımla bir araya geldiğimde daha enerjik daha dinç bir anne oluyorum. Bunu eminim kızım hissediyor. Çünkü o da benimle daha çok eğleniyor.

af88ce986c9bcc5b9d720415499089d9

Bunun gibi hayatta aldığınız roller ile ilgili onlarca örnek verilebilir. Hayat kısa derler ya aslında hayat çok uzun. Hayat yaşamayı bilene, anı hissedene, günün her saatini hissedene çok uzun ve güzel. Hayat nefes aldığınızı fark ettiğiniz anlarda gizli bekliyor sadece. Gün içinde fark ederek aldığınız her nefesin size çok daha iyi geldiğini fark edeceksiniz. Önce kendinizi iyi hissedeceksiniz ki başkaları içinde gerçekten iyi olun. Yoksa teknoloji bu kadar ilerlerken yerimizi bir robota kaptırmamız an meselesi.

DurumBildirimi 5 tane Aşk Filmi Önerisi

Tavsiyem Var

Sonbaharın yavaş yavaş çekildiği ve yerini kışa bıraktığı günler kapımızda. Yani yakın zamanda en iyi aktivitemiz televizyon karşısına geçip bir şeyler izlemek olacak. Kış günlerinde insan her zaman çıkıp sinemaya gidemiyor tabi. Bu yüzden pike altı, elde kahve sinema günleri bizim için en iyi çözüm önerisi oluyor. İster yanınızda sevgiliniz ile ister tek başınıza izleyebileceğiniz bana göre en iyi 5 aşk filmini sizlerle paylaşıyorum. Hepsinin piyasada dvd’leri mevcut olduğu için ulaşmanız kolay olacaktır.

  • Sweet November : Yakın zamanda twitter’da bol bol tt olacak bu cümle sadece bir cümle olmaktan ibaret değil benim için. En sevdiğim aşk filmleri arasında yerini alıyor. Bağ yok, baskı yok diyenlerin aslında aşkı nasıl kökünden yaşadıklarını gösteren filmlerden.
  • Out of Africa : Kocası tarafından sürekli aldatılan bir kadının taşındığı başka bir kıtada karşısına çıkan aşkı anlatan ve soluksuz izleyeceğiniz bir film. Merly Streep’in yeri sizde de başka ise bu film en iyilerden.
  • Jeux d’Enfants : Aşkın pembe masallar penceresinden değil hayatın tam içinden anlatıldığı sarsıcı bir film. İzlemeyenler listesine alsın ama izlemiş olanlar hatırlayıp tekrar izleyecekler eminim. İki çocuğun aşkından ve hayatlarından yola çıkan harika bir hikaye.
  • Eternal Sunshine of the Spotless Mind : Hafızanızdan aşkınızı silseler ? Bir ilişkiyi gerçekten bambaşka gözle anlatan bu film vaktinizi boşa harcamayan filmlerden olacaktır. Jim Carrey’in sadece bir komedi oyuncusu olmadığının ispatı olan filmlerden biri.
  • Before Sunrise/ Sunset/ Midnight : Bu üç filmi birbirinden ayıramayacağım için son maddede üç film önerisi birden oldu ama hikayenin başladığı Before Sunrise’ı izledikten sonra üçlemeyi tamamlamak isteyeceksiniz. İlk film yanılmıyorsam 1994 yılında çekildi ve bu sene serinin son filmi Before Midnight gösterime girdi. Koca bir pazarınız varsa bu üçleme size eşlik edecektir.

Mesele Ağaç!

yaşam

İster inanın ister inanmayın dün Gezi Parkı için yaşananlar bugün Odtü’de yaşananların tek nedeni ağaç. Yaşanan olayların ağaç olmadığını iddia edip ellerinden, vicdanlarından gelen her türlü şiddeti uygulayanların bunu anlamasını elbet beklemiyorum. Bugün sadece ses çıkardığı için, görüşünü sesli dile getirdiği için ve sadece onların tarafında olmadığı için gençleri yüksek doz gaza, şiddete maruz bırakan kişilerden birilerinin sadece bir ağaç için bu kadar direnebileceğine inanmalarını beklemeyin. Gençliklerini çıkarları ve ideolojileri için geçirmiş hatta gençliklerine dair hiçbir anıları olduğuna inanmadığım bu insanların ağaç meselesi altında başka nedenler aramalarını normal görüyorum. Aslında bugün şiddet ile çözmeye çalıştıkları sözde sorunların tek bir çözümü var. Daha doğrusu vardı. O da dinlemek. Gerçekten, can kulağı ile pür dikkat dinlemek. Gençlere kulak verip neden o parktaki ağacın bu kadar önemli olduğunu ya da neden Odtü’nün sınırından o yolun geçmesini istemediklerini açık açık sormak ve dinlemek. Demokratik hakkın sadece bir seçim vaadi olmadığını ispatlamak için ellerinde olan tek şansı bu şekilde yok ettiler belkide. Oysa dillerinde sakız olan bu sözde demokrasiyi gençlere göstermek ve gelecek yıllarını garanti altına alabilecek çok büyük bir fırsattı.

DirenODTU

Karşımızdaki insanlar öyle bir kesim ki sanırım gözler önüne serilen en büyük özellikleri ‘tahammülsüz’ oluşları. Yeni olan, genç olan, fidan olan hiçbir şeye karşı tahammülleri yok. Ağaçsa yıkmayı, gençse gaza bulamayı tercih ediyorlar. Çünkü onlar hiç dinlenmemiş. Çünkü onlar fidan olarak değil köklü ideolojileri ile sadece robot olarak yetişmiş. Her şeyden önce önemsedikleri tek şey bugünleri. Yarını önemseyen insanın yarının geleceği olan gençlere ya da yarının tabiatı olan fidanlara bu muameleyi yapmasını başka hiçbir şey açıklamıyor. Bugün bir belediye yönetimi aynı cümle içinde bile anlamlı olmayan bir bilim yuvasına bu şekilde davranabiliyorsa ya da devletin polisi geleceğine bu kadar rahat şiddet uygulaya biliyorsa bunun tek bir açıklaması olabilir. KORKU. Bugün olup yarın olmayacağını bilmenin verdiği korku. Geleceğin kendi adlarına karanlık olduğunu bilmenin verdiği korku.

Bundan sonra hayat bize ne getirir bilmiyorum ama sadece şunu biliyorum sadece bir fidan için kendini siper eden kardeşlerim olduğu sürece benim içim çok rahat. Üniversitelerin ses çıkarabildiği bir ülkeye kimse bir şey yapamaz. İşi sadece direnmek olan ve sadece kendini koruyup her şeye rağmen karşısındakine zarar vermeyi aklından geçirmeyen gençlerin olduğu bir ülkenin geleceği köklü bir ağaç gibi sağlamdır. Bir kez daha bize direnmenin güzelliğini yaşattığın için teşekkürler ODTÜ. Biz biliyoruz mesele sadece AĞAÇ ! #direnodtu

images