Çok Garip Zamanlar Yaşıyoruz

yaşam

2986d6627bce9c102c46744d1331112c

Çok garip zamanlar yaşıyoruz.Bir şeyleri tahlil etmek, hesaplamak çok zor. Her gün yeni bir sabun gündem ile bir şeylerden kopuyoruz. Siyaset ve politikanın bana her zaman uzak ve karanlık gelen dokusunun ruhlarımıza işlediğini düşünüyorum. İstemeden her gün bir doz alıyoruz. Her doz bizi biraz daha insanlıktan ve vicdandan uzaklaştırıyor sanki.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Bir şeylere inanmak bile güç bugünlerde. Dün inandığımız şeyler bugün gerçekliğini yitiriyor. Dünün gündemi yarına taşınmıyor. Bırakın bir günü saniyeler içinde tüketiyor ve en anormal şeyleri bile normal hale getiriyoruz.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Birileri dinimizi bile tekel altına aldı. Benim, senin inancın artık onların. O derece ki kural koyucu olarak dinimizi kullandıkları için biz sisteme karşı çıktıkça ‘dine’ karşı çıkıyormuş gibi bir hava çıkıyor ortaya. Sistemi, düzeni sorgularken aslında dini sorgular bir hal alıyoruz. Biz eskiden inancın kul ve yaratan arasında olduğunu sanırdık. Şimdi kul, siyaset ve yaratan arasında sanki. Birilerinin sen doğrusun ya da yanlışsın demesi ile yaşıyorum. Dinden uzak Allah’a yakın günler yaşıyorum. İnancım sorgulandıkça içim acıyor benim.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Cinsiyetimden utandığım, korktuğum zamanlar. Neredeyse yeni gelişen bir kız çocuğu gibi göğüslerimden utanır gibi cinsiyetimden yana sınavlar veriyorum. Zaten insan olarak öteki olduğum bir toplumda bir de kadın olarak ikici kez öteki oluyorum.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. O kadar garip ki ‘tarafsız’ olma özgürlüğünün olmadığı zamanlar bunlar. Sisteme karşı koyduğun her savın hükümete karşı konulduğunu sanan insanlar var. Oysa ben onlar, bizler demeden hep beraber içine ettiğimiz düzene kırgınım. Ben bu ülkenin son yıllarda yapımda yayında emeği geçen aydınına, halkına, sanatçısına, siyasetçisine kızgın ve kırgınım.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Grilerimizi kaybettik. Ne siyah ne beyaz olmayanlar olarak mavilere özeniyoruz. Renklerimizi kaybettiğimiz günler yaşıyoruz. Hangi renk hangi renk ile karışırsa ne olur onu bile unuttuğumuz günler bu günler.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Acaba başıma bir iş gelir mi diye düşünmeden bir cümle dahi kuramadığımız günler bugünler. Sonunda cümleyi kursan bile süreçte yaşadığın anlık ikilemin yaratıcılığını baltaladığı günler yaşıyoruz.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Biri nasılsın diye sorduğunda adetten ‘iyiyim’ diyemediğin günler bunlar… Adetten bile olsa iyiyim demenin hissi ne güzelmiş meğer…

cropped-db13.png

Bir Kabulleniş Yazısı

yaşam

İnsan, yaratılmış en çözülemez canlı. Biyolojik olarak keşfetmek mümkün olarak görülse bile ruhsal anlamda insanı anlamak ve bozuk kodunu tamir etmek bence her şeyden çok daha zor. Bir hastalığın üstünde yüksek bilimsel gelişmeler ile belki söz sahibi olabiliyorsunuz ama içsel duygu durum değişiklikleri için bence hala bilimin eli bomboş. Her insanın kodu başka yazılmış işte. Var olan her birey kadar farklı duygu durumlar var. İşte bu yüzden de herkesi kendimiz gibi sanmamız bizi büyük bir kaosa sürüklüyor.

412d58364251f41500290952e57a15b3

Kendi içsel yolculuğumuza bile anlamlar katmamız ya da kesinlik kazandırmamız bu kadar zorken bir de başkaları ile ortak yaşam mücadelesi veriyoruz. Yani işimiz zor insanoğlu. Sadece belirli ortak özelliklerde oluşan kümeler ile bir araya geliyoruz ama hepimizi tek bir kümeye toplayacak kesinlikte bir birlik hiç mümkün değil gibi duruyor. İşte bu çok çeşitli ruhsal haller bizi ayırıyor, birleştiriyor, kırıyor, üzüyor, mutlu ediyor ama çoğu zaman zorluyor. Yaşam içinde en moda tabiri ile ‘stres’ dediğimiz şey başkalarına karşı olan esneme, dayanıklılığımız ile şekil alıyor. Uyumlu olabilen ya da kendinden emin olan insanlar bir şekilde daha az stres altına giriyor ama katı duruşlar bizi her gün saran bir hastalık gibi ruhumuza işliyor.

05877f7ed9aa5142116cd0b561f31b50

Her ruhun ayrı bir oluşum olduğunu kabul edersek eğer ‘tek doğru’ peşinde koşmak ya da kalıplar oluşturmak bizi sadece bir bilinmeze sürüklüyor. Aslında ‘olduğu gibi’ kabul etmek biraz olsun hepimizi dingin hale getirir gibi hissediyorum bazen. Bakmayın söylerken kolay uygularken imkansızı zorlayan bir şey bu biliyorum. İçimizde kendi doğrularımızla yoğrulmuş kalıplarımız ve onu pasta kreması gibi süsleyen egomuz ile birilerini olduğu gibi kabul etmek çok zor. Farklı düşünenden çok bizim gibi olan insanları bu çerçevede değerlendirirsek aslında bir şeyleri anlamamız daha kolay. Aslında birlikte olmayı sevdiğimiz, ailemiz, arkadaşlarımız hatta doğurduğumuz çocukla bile olan farklılıklarımız hayat için bir kilit. Biz sadece bazı insanlara daha çok esniyor bazılarına karşı daha katı duruyoruz. Öğrenilmiş her kalıp ve bakış açısı başka bir insana karşı yüksek yargılara dönüyor. Öyle ki daha gençliğin başında ‘ne kadar az insan o kadar huzur’ diyen insanlar haline dönüşüyoruz. Oysa hayatımıza aldığımız her insan bir keşif. Uzun süre hayatınızda olup olmaması değil size ne öğrettiği ile değer katıyor aslında.

da2f9829b002609b79183eb11b1e1d8b

Bir kabullenişe ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Toplumsal anlamda bunun imkansız olduğunu elbette biliyorum ama öz hayatımızda bu kabullenişin bizi gerçekten daha huzurlu insanlar yapacağına inanıyorum. Seni olduğun gibi kabul ediyorum diyebilecek esnekliğe ulaşmayı istiyorum. Ve eminim ruhsal esnemeler bizi daha mutlu yapıyor.

Biolog ve aynı zamanda bir toplum bilimci olan Edward Wilson şu soruyu sorar; Nedendir türümüzü topluca tanımlayan şu didinme, hasret, dürüstlük, estetik, çoşku, aşk, nefret, kandırmaca, deha, kibir, tevazu, utanç ve aptallık?

Sahi sizce neden?

#minipost

mini post

IMG_1432.JPG

Her şeyi ama her şeyi öğretiyorlar insana ama “eğlenmeyi” öğretmiyorlar. Kendi kendine çabalayarak öğreniyor insan. Sonra hayata “eğlenerek” bakamıyor tabii. Hayat içinde geometrik şekilleri bile görüyor ama eğlenceyi göremiyor.

Bir kere geleceği değiştirmek mi istiyorsun? O zaman bugünün çocuklarının eğlencesine katılacaksın. Hayal dünyaları ile boyamalarına izin vereceksin seni, hayatı dünyayı! İşinde, evinde, sokakta eğlence yaratacaksın! Şimdi içinden “nasıl olacak o” diyorsun ya işte hep öğretilmediğinden. Önce “hayat zor” tabusunu yıkacaksın bak gör gerisi gelecek.

Elbet ağlayacaksın ama gün gelecek ağlarken gülmeyi öğreneceksin. Özgüveniniz varsa bolca eğlenebilirsiniz. Eğlendiğinizde ise muhteşem şeyler yapabilirsiniz ayrıca. Ne dersin benimle oynar mısın?

Yoga ile Tanışma Hikayesi

yaşam

Hayatımda bu kadar ön yargılı olduğum ve daha sonra ön yargılarımdan bu kadar utandığım çok fazla şey yaşadığımı hatırlamıyorum. Şimdiye kadar hem ailemde hem yakın çevremde yoga ile ilgilenen ve gerçekten felsefesi ile bunu benimseyip, yaşayan insanlar vardı. Nedense bu tarz şeyleri her zaman inanç ya da din ile bağdaştırıp sanki insanlar yeni bir din yaratmaya çalışıyorlar gibi düşünürdüm. Bunu sadece bir bilim ya da felsefe olarak düşünmek aklıma gelmemiş nedense hiç.

fotoğraf 4

Aslında düşüncelerimin negatif yönde olmasının bir diğer nedeni ise şimdiye kadar spor salonlarında ‘yoga’ adı altında yapılan bazı faaliyetlere katılmış olmamdı. Bu tarz spor merkezlerinde verilen yoga tamamen kas gelişimine yönelik ve meditasyon felsefesinden arınmış oluyor. Yani hareketleri yapayım derken ama doğru durayım derken meditasyon haline geçmeniz imkansız gibi bir şey. Ben dün ilk kez ‘Yoga Academy’ de bir derse katıldım. Derse girmeden önce acaba hareketler zor mu ya da umarım hocayı takip ederken şaşırmam gibi sorular vardı kafamda. İşte bu noktada şaşkınlığımı gizleyemediğim bir şey yaşadım. O çok zor gözüken hareketleri hiç fark etmeden yapabilmiş bir de üstüne doğru odaklanma ile meditasyonu başarı ile yapmıştım. Öncelikle dersi aldığım hocanın (İzmir mavişehir şubesi Ülkü Hoca) deneyimi ve ses tonundaki dinginlik sanırım bana çok yardımcı oldu. Yaratılan ortamın ışık seviyesi, kullanılan müzik ve temin edilen malzemelerin kalitesi pozitif yönde düşünmeme etken olan diğer özellikleri oldu.

fotoğraf 5

Yoga sonu olmayan bir felsefe. Öğrenilecek öğretileri çok ve uzun bir yol. Bu yolun uzunluğu insanı korkutabiliyor ama ilk dersten sizi öyle içine alıyor ki merak ediyor ve ilerlemek istiyorsunuz. İnsanın gerçekten nefes aldığını fark etmesi bile yetiyor aslında. Benim ailemde bu yolda ilerleyen biri olduğu için benim temel şeyleri öğrenmem biraz kolay oldu tabii. Mutlaka çevrenizde yoga dersi veren bir çok yer vardır ama bu konuda da kalite ve marka olmak önemli. Farklı yerleri deneyimlemiş biri olarak söylüyorum. En azından ders aldığınız kişinin bu öğretiyi nereden aldığını bile öğrenmeniz yeterli. Gelelim en başta söylediği başka bir din mi yaratmaya çalışıyorlar soruma. Kesinlikle hayır. Evet kendilerine ait öğretileri, hareketleri ve ritüelleri var ama bunların hiçbiri sizin inancınız ne olursa olsun ona ters değil. Tam tersi yaptığınız çalışma sizi negatif etkilerden arındırdığı için ve meditasyon anında gerçekten kanallarımızın açık olduğunu hissettiğiniz için belkide Allah’a dua etmeniz gereken en doğru an.

fotoğraf 1

Bunun  yanında vücudunuzda sizi rahatsız eden her noktayı hissetmenizi sağlıyor. Bu sayede vücudunuzu çok iyi tanıyor ve doğru teşhisler yapabiliyorsunuz. Hayatın rutini içinde ve stresin her insanı bu kadar sardığı bir dönemde kendiniz için yapacağınız en iyi yatırımlardan biri olduğuna sonsuz derecede inandım. Eğer bundan sonra derslere devam edebilir ve felsefesini en iyi şekilde kavrarsam sizlere aktarmaya devam edeceğim. Şimdiye kadar başlamamış ama şimdi başlamış olmamın mutlaka karma ile bir ilgisi vardır. Bedenimizi tedavi etmek için birilerine emanet ediyoruz ama onu besleyen ruhumuz için çok az şey yapıyoruz. En azından sadece bunun için bile vakit ayırmaya değer.

fotoğraf 2

Aşağıdaki linkte benim gittiğim merkezin kurucusunun öz geçmişi var. En azından eğer bu konuda ders almayı düşünürseniz seçeceğiniz hocalar için bir fikir olur diye paylaşıyorum.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Akif_Manaf

http://www.yogaakademi.com/prod/kurucumuz.php