Hala Bir Şansın Var

yaşam, Yaşam

IMG_7651

Yeni kararlar almak, uygulamaya başlamak çok güzel. Değişmeye ve değiştirmeye olan inancımızın olması ve bu konuda harekete geçebilmek hepimiz için önemli. Çalışmayan yeri bulup, tamir etmek ve tekrar çalışır hale getirmek insana güç veriyor.

Her yeni yılın başlangıcı içimizde ‘yapabilme’ gücünü tazeliyor. Zamanın sıfırlanması ve yeniden başlamak için bir şansımız olduğunu hatırlatan uyaran bizim için. Umut dediğimiz şey yaşama bağlılığımızı artıyor. Peki neden zaman ilerledikçe vazgeçiyoruz? Sürdüremiyoruz? Tamamlayamıyoruz? Yolumuzdan döndüren etkenler ne oluyor?

İşte bırakın bunlara cevap bulmayı. Bazen cevabı bulmaya ayırdığımız süre en büyük zaman kaybını oluşturuyor. Bizim öğrenmemiz gereken şey cevabı aramayı bırakmak. Bazı şeyler olmaz. Olmaması en az olması kadar doğaldır. Bunu bir beceriksizlik, yeteneksizlik olarak etiketlemeye gerek yok. Olayların etkisini her zaman tek başımıza değiştiremeyiz. Yarım kalan her şey yük olur üstümüzde. İçimizden sürekli ‘yine’ deriz. Yine olmadı, yine yapamadım, yine bitiremedim, yine tamamlamadım. İşte bu kadar kocaman bir OLSUN! diyeceğiz. Bırakalım böyle olsun. Bu sefer yine olmasın. Yarın olmayacağının bir garantisi mi var? Bir daha bu konuda çaba göstermenin vakti gelmeyecek mi? Hayır gelecek!

Bazen yola çıkacağız, yarı yolda kalacağız, geri döneceğiz, baştan alacağız. Önemli olanın ‘yeniden başlama’ gücü olduğunu fark edeceğiz. Çünkü asıl bizi yoldan alıkoyan şey tam olarak bu. Yarım kalmışlıklar değil, o yolun bir daha yürünemeyeceğine olan inanç bizleri yorar.

Derler ya ‘nefes aldığımız sürece umut vardır’ diye. Ne kadar doğru, ne kadar gerçek. Hayatta yarım kalan her şeyi tamamlamak için umut var. Peki nasıl?

Daha fazla farkında olun.

Gerçekten istiyor muyum?

Bu yolda bana eşlik etmesi gereken şeyler ne?

Tek başıma yapabilir miyim yoksa yardıma ihtiyacım var mı?

Bana engel olan şeyler ne?

Bu amacımdaki en büyük motivasyon kaynağım ne?

 

Bu ve bunun gibi birçok soruyu dürüstçe, yazarak, sesli olarak cevaplayın. Kendinizin ne noktada geri dönüşler yaşadığınızı fark edin. Deneyin. Kimsenin size ‘yine yapamadın’ demesine izin vermeyin. Amacınızı kendi odağınıza sabitleyin. Başkasının görüşünün sizin gerçekliğinizi etkilemesine izin vermeyin.

İnanın!

Yeniden başlama gücünüze inanın.

Tekrar olmama durumuna karşı hazırlıklı olun.

Bu sefer son gibi cümleler kurmayın.

Her zaman bir kez daha deneme şansınız olduğunu bilin.

 

Bu yazıda yazdıklarım benim 2018’de yaşadığım iç savaşlardı aslında. Yani tam olarak bir deneyim yazısı. Her zaman içimde olan ‘geç kalmışlık’ hissini fark edip aslında sorunun ‘hala bi şansım var’ demeyi bilmemem olduğunu fark etmem ile oldu.

Her şey canlılar için. Her şey bizim için. Her şey doğanın rutini gibi doğal.

 

Görsel: Culture Inquieta (Pinterest)

Yargı En Büyük Yalnızlık

yaşam

İnsanları yüzlerinden, oturuşlarından, seçimlerinden, yanındaki diğer insanlardan, sadece o gün orada diye tanıdığımızı zannediyoruz bazen. Tek bir hareket, tek bir seçim, belki yaptığı ilk yanlışa göre kocaman bir çarpı atıyoruz. Düşünsenize oturduğunuz kafeye gelen ve hayatınızda ilk defa gördüğünüz biri için saniyede yargılar yapabiliyoruz.
 Zaman, para, kariyer harcamamak için, emekler boşa gitmesin diye didinip, çalışırken insan harcama huyumuzu tedavi etme ihtiyacı hissetmiyoruz bile. Sanıyoruz ki hep olacak insanlar, biri gelecek biri gidecek. Sana gelecekten bir haber vereyim o zaman böyle giderse bu yolu sonu yalnızlık. Öyle seçilmiş, tercih edilmiş yalnızlık gelmesin aklına. 
En ufacık şeylerden üstünü çizdiğin sanatçılar yüzünden kitapsız, şarkısız, filmsiz kalabilirsin mesela. Ya da insanları “gereklilik” kriterine göre sıralarsan mutlak yalnızlığa koşar adım gidebilirsin. 
Herkesi sev mi diyorum? Hayır, ne mümkün. Herkese şans ver ve kendin için bile olsa yargılama. Yargı en büyük yalnızlık. #minipost #durumbildirimi 

Biz Gidiyoruz

yaşam

Biz gidiyoruz… Bir süreliğine hayatımızı doğduğumuz, büyüdüğümüz ülkeden bambaşka bir ülkeye, kültüre taşıyoruz. Buradan biraz uzağa Afrika’ya taşınıyoruz. Başka bir ülkeden çok başka bir kıta deneyimi olacak. Casablanca, Fas tüm renkli, farklı, albenisi ile bizi çağırıyor.

İçim o kadar karışık ki. Geçen gün evimizi bir depoya kaldırdık. 10 yıla yaklaşan evliliğimizde bize eşlik eden, anılarımız yüklü eşyaları bir depoya emanet edip sadece altı bavul ve bir el çantası ile kaldık. Eşyasız olmak hem yarım hissettiriyor, hem de özgür kılıyor insanı. Ortalama olarak bir yıl boyunca bizi bekleyecekler işte. Gitmek için sadece iki hafta kalmış olması bende;  her güne bir şey sığdırma telaşı, özlerim tedirginliği ile doyumsuzca plan yapma gibi bir ruh hali yarattı.

Şehir değiştirmeye alışık biriyim ben. Öğrenciliğim, işim, evliliğim gibi birçok nedenle deneyimledim bunu ama bu sefer başka. İşin sadece ben yönü yok bu sefer biz yönü çok fazla. Kızım 4 yaşında çoğunuz biliyorsunuz, onu bu sürece hazırlamak anlatmak çok kolay olmadı. Bu konulara zamanla girerim elbet. İçimdeki his yazmak adına daha çok fırsatım olacağını söylüyor.

1595a6b878b82fe2a795eb5bd3d19802.jpg

Sadece yıllardır sosyal medya ya da blogum üzerinden birçok haberi paylaştığım sizlere bundan sonra bambaşka bir ülkeden, farklı deneyimleri, keşifleri beraber yaşayacağımızı bildirmek istedim. Bakalım adım adım bir keşfe çıkıyoruz.

Önümüze çıkan her kapının bir anlamı var. Hepsinin bir neden, geliş hikayesi. Önemli olan her kapının vaat ettiği rengi ruhumuza katmak. Her seferinde daha renkli, daha canlı olmak. İçimdeki sabırsız his bunu düşündürüyor bana.

Bakalım @durumbildirimi bu keşiflerden ne renk çıkacak? Dileğim rengarenk olmak. Aynı Casablanca gibi…

Casablanca filmi gibi…

 

Acı Bizim

yaşam

c3b81a4cb78348448bfdf49bff6579fa

Doğru kelimeleri yan yana getirmek ve onlardan anlamlı birer cümle oluşturmak gerçekten zor. Bir şeyleri eleştirme noktasında kalmak acının ve travmanın kendisine büyük hakaret gibi geliyor. Birileri ölüyor ve bizler bunu sadece birilerini eleştirme aracı olarak kullanıyoruz. Aslında bu garip değil. İnsan psikolojisine en uygun tavır bu belki. Hemen bir suçlu bul, onu eleştir, as, kes ve unut.

Artık sayıları takip edemiyorum. Toplu halde olan katliamları biliyorum belki ama ülkenin her köşesinde ‘tek’ olarak öldüğü için bahsi geçmeyen kayıplarımızı ekleyince ne kadar azaldık bilmiyorum. Bilmiyorum çünkü benim için bir de yüz de aynı etkiyi yaratıyor.

Zor zamanlar yaşıyoruz. Ne uğruna olduğunu bilmeden ölüyoruz. Nerede yanlış yaptık sorusunun tek bir cevabı yok. Onlarca yanlışın birikimi gibi hesabımız kesiliyor sanki. Kişisel olarak yaşadığım acıyı kimse ile yarıştırma niyetim yok. Acının yarışı yok. Acının gerçekliği o kadar soğuk ve keskin ki insanın önce egosunu sonra nefesini kesiyor. Benden çıkıp bize bir yol açılıyor. Biz olabilmek için masum insanların ölmesine gerek yok elbet. Bana göre insan canından ve yaşam hakkından öte başka bir değer de yok. Olmamalı. Cana verilen değer beraberinde o kadar çok iyiliği getiriyor ki aslında. İnsana verdiğin değer onların hayatlarına, yüzlerine, medeniyetlerine, vicdanlarına yansıyor.Biz de ise bu ara küçük bir gülümseme mum ile aranıyor.

Sosyal medya, basın gibi birçok kanalda son yaşadığımız Ankara katliamından sonra en çok rastladığım soru ‘ey dünya liderleri biz sizin yanınızda olduk, siz neredesiniz’ oldu. Bakın bunu sormak için bizim atmamız gereken adımların çokluğu zaten her şeyi anlatıyor. Biz yalnız bir ülkeyiz çünkü biz bir olmayı, insana değer vermeyi, benden çıkıp biz olma hallerini bilmiyoruz. Bunu sadece siyasi çerçevede değil günlük yaşamınızdan değerlendirin. Ne kadar insani bir toplumda yaşıyoruz ki ya da ne kadar ben demeden nefes alabiliyoruz ki? Hiç!

Acına önce sen sahip çıkacaksın. Bu bizim acımız diyebileceksin. Sen kendi içinde yasını tutup, acını yaşayıp, hislerini doğru şekilde aktaracaksın ki ondan sonra başkalarından sana sahip çıkmalarını bekleyeceksin. Üzgünüm ama biz acılarda bile ayrışan, parça parça olan, acıyı kanırtan bir milletiz. Ölen gencecik insanların arkasından ‘ya zaten teröristti onlar, paraleldi, vatan hainiydi, türk değildi diyerek acıyı sahiplenmeyi bırakın neredeyse ‘iyi ki oldu’ diyebilecek insanlarla aynı coğrafyada yaşıyoruz. İnsanları televizyonda izlediği kanal ile, paylaştığı yazı ile, söylediği söz ile bir kalemde silip atıyoruz. Biz en çok insan harcıyoruz.

Amacı ne olursa olsun neredeyse son bir yıldır toplum olarak içine girdiğimiz ve çıkmamız mümkün görünmeyen bu buhranı yok etmenin bir yolunu bulmak zorundayız. Bizim savaşımız başkaları ile değil bizim savaşımız kendimizle. Bir toplumun vicdanının yok oluşu  yaptığı seçimlerde, genç gülümsemelerin solmasında, söndürdüğü hayatlarda film şeridi gibi düşüyor önümüze. Ve bizler bir gün o filmin baş rolü olacağımızın farkında bile değiliz. Bu acı bizim! İliklerinize kadar yaşayın!

 

 

 

 

 

Minipost 

minipost

  

Hayat genelde “yol” olarak tasvir edilir. Başı sonu olan, engelleri, taşları, düzlükleri, inişleri çıkışları olan bir yol. Yol anlatır da hiç bu yolu yürürken giyeceğin ayakkabıdan bahseden olmaz. Bir kere bu yola çıktın madem asla birine, bir şeye tutunmak zorunda olduğun ökçeleri giymeyeceksin. Hele dengesiz yapıyorsa seni aklından bile geçirmeyeceksin. Kesişse bile bu yol senin. Başkasının dengesine, gücüne güvenmeyeceksin. 
Buradan da “kimseye güvenme, destek alma” anlamını çıkarma. Tam tersi asıl sen yolun getirdiği her şeye hazırlıklı iken ayağında en rahat spor ayakkabıların varken takıldığın anlara odaklanacaksın. Hiç beklemediğin, ben bu yolu koşarım dediğinde ilk sendelemende kim tutar seni ona bakacaksın. Görünür değil görünmez desteklerin olacak. Ve aynı şekilde sen de zamanı gelince engel değil yol olacaksın. Yolun kendisi sensin. Sen ve seçimlerin. 
Önce kendi yarattığın engelleri yok et. Sonra zaten tüm düzlükler senin. #minipost #durumbildirimi